Adile Naşit’in Başarı Hikayesi

Yeşilçam denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri şüphesiz ki Adile Naşit‘tir. Adile Naşit‘in oynadığı filmlerden on tanesini sayın deseler hepimiz rahatlıkla sayabiliriz. Başta Hababam Sınıfı olmak üzere Bizim Aile, Gülen Gözler, Neşeli Günler, Süt Kardeşler, Mavi Boncuk, Ah Nerede, Sultan gibi pek çok filmle beyaz perdede eşine az rastlanır bir başarıya imza atan Adile Naşit, oynadığı rollerde fedakar anne ve kadın imajını yansıttı. Hababam Sınıfı‘nın elma yanaklı tonton Hafize Anası oğlu Ahmet’in acısını aslında hep içinde taşıyordu. Canlandırdığı fedakar ve sevgi dolu anne karakteri, Münir Özkul ile birlikte rol aldığı filmlerle daha da güçlendi. Tiyatro sahnesi ve beyaz perdeden sonra 1980’lerde televizyon ekranından da “kuzucukları” ile buluşan Adile Naşit, 57 yıllık yaşamı boyunca milyonlarca insanın hayatına dokundu, onlara nice güzellikler kazandırdı. Bir Ofix Blog klasiği olan başarı hikayeleri köşemizde bu hafta, Adile Naşit‘in hayatından kesitler sunarak başarı hikayesini okurlarımızla paylaşacağız. 

Adile Naşit kimdir?

Adile Naşit, 17 Haziran 1930 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Naşit Özcan, döneminin en tanınmış tuluat sanatçılarından biriydi. Tuluat sanatına kazandırdığı İbiş karakteriyle güldürü alanında kendine özgü bir yer edinmişti. Naşit Özcan ikinci evliliğini Rum asıllı tiyatro sanatçısı Amelya Hanım ile gerçekleştirmişti. 1928 yılında doğan Selim Naşit Özcan‘dan sonra ailenin ikinci çocuğu Adile‘ydi. Aile ortamında küçük yaşlardan itibaren tiyatro sanatıyla tanışan Adile Naşit, tıpkı Selim Naşit gibi bu alana ilgi duydu. Annesi ve babasından aldığı her özellik ona ayrı bir yetenek kazandırdı. Ne var ki, 1943 yılında Naşit Özcan‘ın hayatını kaybetmesi sonucu Selim ve Adile Naşit kardeşleri zor bir süreç bekliyordu. Okulu yarım bırakan Adile Naşit, 1944 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu‘na girdi. İlk sahne deneyimini 16 yaşındayken yaşayan Adile Naşit, en büyük desteği abisi Selim Naşit‘ten gördü. 41 yıl boyunca sürecek sanat yaşamında Selim Naşit‘in desteğini hep hissetti. 

1950 yılında Adile Naşit, oyuncu Ziya Keskiner ile evlendi. 2 yıl sonra oğulları Ahmet dünyaya geldi. Ahmet ile hayatının en büyük mutluluğunu yaşayan Adile Naşit, ona gözü gibi bakıyordu. Ne var ki Ahmet, kalbi delik doğmuştu ve tedavi edilmesi gerekiyordu. Ülkemizde o yıllarda böyle bir tedavinin gerçekleşmesi imkansızdı. Ahmet‘in kötü seyreden sağlık durumu, ilkokul 2. sınıftayken daha da kötüleşti. Amerika’da tedavisi için gerekli 100 bin liranın toplanması için bir kampanya düzenlendi. Paranın toplanmasıyla birlikte Ahmet‘in Amerika’ya gönderilmesi sağlandı. Ameliyat aslında başarılı geçmiş olsa da Ahmet komaya girdi ve hayatını kaybetti. Üstelik ertesi gün annesinin doğum günüydü. Haberi İzmir’de bir oyuna çıkmak üzereyken alan Adile Naşit, oyunu iptal etmesi beklenirken sahneye çıktı ve tüm salonu yine kahkahalara boğmayı başardı. Sahneden indiğinde ise derin bir mateme büründü. Hayatının geri kalanında ne doğum günü kutladı, ne de bir daha uçağa bindi. 

Adile Naşit ve Tiyatro Dünyası

1961 yılında Adile Naşit, abisi Selim Naşit ile birlikte babalarının ismini yaşatmak üzere Naşit Özcan Tiyatrosu‘nu kurdu. Eşi Ziya Keskiner de onlarla birlikteydi. Ne var ki, tiyatronun ömrü uzun olmadı. 2 yıl süren faaliyetlerinin ardından tiyatro kapatıldı. Adile Naşit artık Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Tiyatrosu‘na katılmıştı. 1963 yılından 1975 yılına kadar kesintisiz şekilde bu tiyatroda seyircileriyle buluşan Adile Naşit, tiyatro sahnesini hayatının doğal bir parçası olarak görüyordu. Doğuştan sahip olduğu yetenekler arasında rol yapmanın yanı sıra şarkı söylemek ve dans etmek de vardı. Bu sayede müzikallerde de başarılı performanslar sergiliyordu. Müzikaller içinde özellikle Hisseli Harikalar Kumpanyası‘nda unutulmaz izler bıraktı. Bu süreçte sinemadan da bazı teklifler alıyordu. Ancak Adile Naşit isminin beyaz perdede dikkat çekmesi 1970’lerde başladı. Ünlü yönetmen Ertem Eğilmez‘in yönetmenliğinde Rıfat Ilgaz‘ın Hababam Sınıfı eserinin uyarlamasında canlandırdığı Hafize Ana karakteri, Adile Naşit‘in sinema kariyerinde dönüm noktası oldu. 

Beyaz Perdede Adile Naşit

Adile Naşit‘in sinema serüveni 1947 yılında Seyfi Havaeri yönetmenliğinde çekilen Yara filmiyle başlamıştı. Beyaz perdede kısa bir süre göründüğü bu filmin ardından 1948 yılında Lüküs Hayat ile yeniden seyirci karşısına çıktı. Kendine özgü kahkahası ilk kez bu filmde seyircilerle buluştu. Sonraki 20 yıl boyunca beyaz perdede önemli bir rol canlandırmadı. 1970 yılında Vur Patlasın Çal Oynasın ile beyaz perdede görünen Adile Naşit, 1971 yılında Beyoğlu Güzeli ve 1972 yılında Sev Kardeşim ile seyirciyle buluştu. Fabrika patronunun oğluna aşık bir işçi kızın öyküsünü anlatan Sev Kardeşim‘de Mesude karakteri ilgiyle karşılandı. 1973 yılında Oh Olsun ve Canım Kardeşim, 1974 yılında Salak Milyoner ve 100 Lira ile Evlenilmez filmleri, Adile Naşit isminin Yeşilçam’da öne çıkmasını sağladı. Yardımcı kadın oyuncu kategorisinde Adile Naşit bu filmler sayesinde aranan bir isim haline geldi. 1975 yılında Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı‘da canlandırdığı Hafize Ana karakteri ise bambaşka bir ilgi gördü. 

Hababam Sınıfı’nın Hafize Anası

Ertem Eğilmez‘in Hababam Sınıfı filmleri Türk sinema tarihinin kült filmleri arasında yer almakta. Bu başarıda en önemli paylardan biri şüphesiz ki Adile Naşit‘e aitti. Münir Özkul tarafından canlandırılan otoriter ve kuralcı Mahmut Hoca karakterinin karşısında, fedakar ve sevgi dolu bir anne olan Hafize Ana karakteriyle Adile Naşit vardı. Çocuklarının haylazlıklarını mazur gören ve onlara yardım eden Hafize Ana, okul zilini her çaldığında çocuklarını adeta özgürlüğe kavuşturuyordu. Mahmut Hoca‘nın uyarılarına rağmen çocuklarının yanında duran Hafize Ana, Mahmut Hoca‘nın verdiği disiplin cezalarından da payına düşeni alıyordu. 1.54’lük boyuyla Yeşilçam’ın yıldız idealinin dışında kalan Hafize Ana, Hababam Sınıfı filmlerinde başrol oynamasa bile en az başrol oyuncuları kadar önemli izler bıraktı. Sinemaya ilk adım attığı dönemde kendisine “Çarpık bacaklı ve bücürsün, asla başarılı olamazsın” diyenlere inat, Hafize Ana rolüyle filmin gişe başarısını arttıran isimlerden biri haline geldi. 

1975 yılında Adile Naşit, Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı‘da sergilediği performans sayesinde çok önemli bir fırsat yakaladı. Bu film sayesinde, yardımcı kadın oyuncu rollerinin de en az başrol kadar önemli olduğunu göstermişti. Hababam Sınıfı‘nın elinde okul ziliyle koridorda koşturan Hafize Anası için artık yeni bir sayfa açılıyordu. 1975 yılında çekilen Şaşkın Damat, İşte Hayat, Çapkın Hırsız, Delisin, Bizim Aile, Bitirim Sınıfı, Ah Nerede filmlerinin hepsi birer Yeşilçam klasiği haline geldi. Bu ilginin en önemli nedeni ise oynadığı rollerin hakkını vermesiydi. Hafize Ana ile yarattığı fedakar ve sevgi dolu anne imajı, bu filmler sayesinde güçlendi. Kendisi aslında, oğlu Ahmet‘in acısını yüreğinden hiç çıkarmamıştı. Evladına yapamadığı anneliği filmlerinde “kuzucuklar”ına yaparak Türk sinemasında kült bir anne imajı yarattı. Attığı kahkahalarda gözlemlenebilecek burukluk, içindeki evlat acısının yüreğini hâlâ kanattığını gösteriyordu. Oyunculuk yeteneği sayesinde bu acıyı yönetmeyi başardı, annelik duygusunu filmlerde yaşadı. 

Minik Dev Kadın Adile Naşit

Adile Naşit aslında fiziksel özellikleri bakımından Yeşilçam’ın yıldız profiline sahip değildi. Boyu kısa, vücudu kiloluydu. 1947’den 1975’e kadar sinemada yeterince ilgi çekmeyi başaramamıştı. Fakat Hababam Sınıfı ile bu süreç değişti ve anne rolünün aranan ismi haline geldi. 1976 yılında Tosun Paşa, Süt Kardeşler ve Aile Şerefi filmleri, Adile Naşit ile anne rolünü adeta özdeşleştirdi. Tosun Paşa‘da Tellioğlu ailesinin Adile‘si, Yeşilçam’ın her biri birbirinden değerli isimleriyle birlikte bir yıldız gibi parladı. Bu isimler arasında Kemal Sunal, Şener Şen, Halit Akçatepe, Ayşen Gruda gibi isimler vardı. Tosun Paşa‘nın en unutulmaz sahnelerinden biri ise hamamda çekilen sahnelerdi. Adile Naşit‘in rol icabı göbek atarak söylediği “Hadi ordan Rukiye de hanım ağzını yırtarım” sözü bir fenomen haline geldi. Hababam Sınıfı‘nın Hafize Ana‘sından farklı olarak Tosun Paşa‘nın Adile‘si, mücadeleci ve biraz da kavgacı bir görüntü çizdi. Aile Şerefi‘nin Emine‘si de yine yarattığı koruyucu anne imajını güçlendirdi. 

Adile Naşit‘in başarı hikayesi 1977 yılında Hababam Sınıfı Uyanıyor ve Hababam Sınıfı Tatilde‘nin yanı sıra Şabanoğlu Şaban, Sakar Şakir ve Gülen Gözler ile yepyeni başarılara sahne oldu. Gülen Gözler‘de Nezaket Hanım karakterinin söylediği şu sözler, erkek-egemen aile yapısına karşı anne-kız dayanışmasının örneği olarak zihinlere kazındı: “Aman İsmet, babanı tanımazmış gibi konuşma. O istediği kadar evet desin. Biz ne yapar ne eder istediğimizi yaptırırız. Sen annenin gözüne baksana!” Yeşilçam’da koruyucu anne rolünün mottosu haline gelen bu sözler, aynı zamanda da Türk toplumunda yaşanan değişimlere göndermede bulunuyordu. Erkek-egemen toplum yapısının sanayileşmeyle birlikte çözülmeye başladığı bu yıllarda kadın-erkek eşitliği ve özgürlük talepleri daha sık dile getiriliyordu. Gülen Gözler‘in Nezaket Hanım‘ı, erkek-egemen otoriteyle çatışmak yerine ustalıklı manevralarla istediğini yaptıran bir anneydi. Aynı imaj sonraki Ertem Eğilmez filmlerinin birçoğunda kullanıldı. Otoriter ve kuralcı baba rolüne karşı fedakar ve kurnaz anne rolü Adile Naşit ile özdeşleştirildi. 

Adile Naşit’in Buruk Kahkahaları

1970’lerin ikinci yarısında Adile Naşit‘in başarı hikayesi içinde birbirinden önemli filmler yer aldı. 1978 yılında Sultan, Neşeli Günler, Kibar Feyzo ve Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor filmleri, Adile Naşit‘in yarattığı anne imajını daha da güçlendirdi. 1979 yılında Erkek Güzeli Sefil Bilo, 1980 yılında Renkli Dünya, 1981 yılında Hababam Sınıfı Güle Güle ve Davaro filmleri, Adile Naşit ismini beyaz perdede ölümsüz hale getirdi. 1982 yılında Görgüsüzler, 1984 yılında Şabaniye, 1985 yılında Şaban Papucu Yarım ve 1986 yılında Milyarder filmleri, Adile Naşit‘in kahkahalarını Türk insanının kalbine kazıdı. En çok çalıştığı yönetmenler Ertem Eğilmez ve Kartal Tibet‘ti. Ertem Eğilmez filmlerinde komedi ile toplumsal gerçeklik iç içeydi. Toplumsal sorunlar anlatılırken mizah unsurlarından yararlanılıyordu. Kartal Tibet filmlerinde ise toplumsal gerçeklik ön plandaydı. Hangi filmde olursa olsun Adile Naşit, aslında hep anne rolünü oynadı. Oğlu Ahmet‘in acısını, attığı kahkahalarla bastırmaya çalıştı. Evladına yapamadığı anneliği filmlerde kuzucuklarına yaptı. 

Masalcı Teyze Adile Naşit

1980’li yıllar Adile Naşit‘in başarı hikayesi içinde yeni bir sayfa açtı. TRT prodüktörlerinden İlhan Şengün, Adile Naşit‘e Uykudan Önce isimli bir program yapma teklifi sundu. Çocuklara her akşam yatmadan önce masal anlattığı bu program, kısa sürede bir televizyon klasiği haline geldi. Tek kanallı televizyon döneminde Masalcı Teyze‘nin anlattığı hikayeler, kuzucukları tarafından çok beğenildi. 1940’lardan bu yana tiyatro sahnesi ve beyaz perdede izleyicilerle buluşan Adile Naşit, 1980’lerde televizyon ekranı sayesinde her akşam milyonlarca kuzucuğuna ulaşmayı başardı. 1982 yılında kaybettiği eşi Ziya Keskiner‘le ölüm acısını bir kez daha yaşadı. Fakat kuzucuklarıyla hayata tutunmayı başardı. Filmleriyle Türk insanını kâh güldüren, kâh düşündüren, kâh hüzünlendiren Adile Naşit, anlattığı hikayelerle kuzucuklarının iyi bir insan olarak yetişmesine katkı sağladı. Bu süreçte bağırsak kanserine yakalanmıştı ve kanser tedavisi görüyordu. Kansere rağmen programlarını inatla sürdürdü. 11 Aralık 1987 tarihinde hayata gözlerini yumdu. 

Tüm okurlarımızın her gününün bir başarı hikayesi ile geçmesini diliyoruz… 

İlgili yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir