Ahmet Ertegün: Atlantic Records’ı kuran Türk iş adamı…

Türk iş adamı ve müzik yapımcısı Ahmet Ertegün, 1947 yılında abisi Nasuhi Ertegün ile birlikte kurduğu Atlantic Records ile müzik dünyasında sayısız başarıya imza attı. Köklü bir aileden gelen Ahmet Ertegün, 1944 yılında Washington Büyükelçimiz Münir Ertegün‘ün vefatının ardından abisiyle birlikte ABD’de yaşamına devam etti. St. John’s University‘de felsefe eğitimini tamamladıktan sonra iş hayatına atıldı. Abisiyle birlikte bir aile dostlarından aldıkları 10 bin dolar borçla Atlantic Records‘ı kurdu. Küçük yaşlardan itibaren ilgi duydukları blues ve caz müzik Ertegün kardeşler için büyük bir tutku haline gelmişti. Müzisyenlerle kurdukları dostlukları ileriye taşımak, birlikte başarılı albümlere imza atmak için Atlantic Records‘ta büyük emekler harcadılar. Örneğin Ray Charles, Led Zeppelin, Aretha Franklin, The Rolling Stones gibi birbirinden önemli isimleri dünya müzik listelerinin zirvelerine taşıdılar. Bir Ofix Blog klasiği olan başarı hikayeleri köşemizde bu hafta, Ahmet Ertegün‘ün hayatından kesitler sunarak başarı hikayesini okurlarımızla paylaşacağız. 

Ahmet Ertegün kimdir?

Ahmet Ertegün olarak bilinen Ahmet Münir Ertegün, 31 Temmuz 1923 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Nasuhi‘den sonra Ahmet ile ikinci defa babalık sevincini yaşayan Münir Ertegün, Milli Mücadele döneminde önemli görevler yapmıştı. Cumhuriyet ilan edildikten sonra ülkemizi Milletler Cemiyeti’nde temsil etti. Aynı zamanda da Avrupa’nın birçok başkentinde büyükelçilik yaptı. 1935 yılında Türkiye’nin Washington Büyükelçisi oldu. İstanbul’da doğan küçük Ahmet, babasının görevleri nedeniyle eğitimini Avrupa’nın farklı şehirlerinde sürdürdü. İsviçre’de başlayan ilköğretimine Paris’te devam etti. Ardından Londra’da eğitim aldı. 1935 yılında Münir Ertegün‘ün Washington Büyükelçisi olarak atanmasıyla birlikte ailecek ABD’ye yerleştiler. Annesi Hayrunnisa Ertegün, 1937 yılında küçük Ahmet‘e enstrümantal bir albümle birlikte ses kayıt edebilen bir plakçalar hediye etti. Albüm Cootie Williams‘ın West and Blues albümüydü. Küçük Ahmet albümü çok beğendi. Üstelik kendi yazdığı sözleri mikrofona okuyarak plakçalara kaydetmeye başladı. Abisi Nasuhi ile birlikte bu yıllarda en çok keyif aldığı iş buydu. 

Kısa bir süre içinde Ertegün kardeşler, geniş bir müzik repertuvarına sahip oldular. Aynı zamanda da ses kayıt teknolojileri alanında kendilerini geliştirdiler. Dinlemekten en çok keyif aldıkları müzik türleri blues ve cazdı. Topladıkları plakların sayısı kısa sürede artmaya başladı. Nitekim Ahmet Ertegün 18 yaşına geldiğinde tam 50 bin plaktan oluşan muazzam bir arşive sahipti. Dahası albümleri sadece arşivlemiyor, tıpkı bir müzikolog gibi titizlikle inceliyordu. Ayrıca müzisyenleri yakından tanımaya çalışıyor, onlarla ilgili bilgileri de arşivliyordu. Ertegün kardeşlerin arkadaşlık kurduğu isimler arasında o yılların önemli müzik insanları vardı. Örneğin Duke Ellington, Lena Horne ve Jelly Roll Morton ile çok iyi anlaşıyorlardı. Ne var ki 1944 yılında Münir Ertegün‘ün vefatı nedeniyle Ertegün ailesi büyük bir acı yaşadı. Ailenin diğer üyeleri Türkiye’ye dönerken Nasuhi ve Ahmet Ertegün Amerika’da kalmayı tercih etti. Eğitimine St. John’s University‘de devam eden Ahmet Ertegün felsefe alanında lisans yaptı. 

Ahmet Ertegün ve Atlantic Records

1947 yılında Ahmet Ertegün, abisi Nasuhi ile birlikte Atlantic Records‘ın temellerini attı. Yanlarında yakın arkadaşları Herb Abramson da vardı. Sermaye için gerekli kaynağı, aile dostları Vahdi Sabit‘ten 10 bin dolar borç alarak karşıladılar. Ertegün kardeşler için blues ve caz müzik öncelikle bir tutkuydu. Bu türlerde müzik yapan siyahi müzisyenleri yakın çevrelerine dahil ettiler. Dolayısıyla tarihin en büyük müzik şirketlerinden biri olacak Atlantic Records‘ın temellerinde bu dostluklar vardı. 1947 yılında Atlantic Records etiketiyle çıkan ilk albüm, Harlemaies‘in The Rose Of The Rio Grande albümüydü. Bu ilk albüm, Ertegün kardeşlerin müzik yapımcılığı alanında elde edecekleri başarıların ipuçlarını vermişti. Ardından dönemin ünlü caz sanatçıları ile görüşmeler başladı. Böylelikle ilk büyük başarılarını 1949 yılında elde ettiler. Nitekim blues şarkıcısı Stick Mcghee‘in Drinking Wine Spo-Dee-O-Dee albümü 1 milyon satış rakamını aştı. Bu sayede Ahmet Ertegün Atlantic Records ile müzik yapımcılığı alanında öne çıkmayı başardı. 

II. Dünya Savaşı’nın etkilerinin hissedildiği 1950’li yıllar, ABD’de blues ve caz müzik için oldukça verimli yıllardı. Bu dönemde her iki müzik türü de savaş karşıtı söylemleri dile getiriyordu. Ayrıca hayatın güzelliklerine işaret ediyordu. Atlantic Records bünyesinde Ray Charles, Aretha Franklin, Ella Fitzgerald gibi blues müziğin yıldızları vardı. Bu isimlerden özellikle Ray Charles Ahmet Ertegün sayesinde şöhretine kavuşmuştu. Diğer isimler de meslek hayatlarının en başarılı dönemlerini Atlantic Records bünyesinde geçirdiler. Çünkü Ertegün yaptığı her işe önem veriyor, tüm prodüksiyonların kusursuz olması için elinden geleni yapıyordu. Sanatçılarla kurduğu yakın dostluklar mesleki anlamda başarılı sonuçlar yaratıyordu. Bu bağlamda örneğin Aretha Franklin, daha önce Columbia Records bünyesinde yeterince başarı gösterememişti. Atlantic Records‘a katıldıktan sonra albümleri milyonluk satış rakamlarına ulaştı. Nitekim Atlantic Records etiketiyle çıkan hemen her albüm milyonlarca müzik severe ulaştı. Böylelikle Atlantic Records dünyanın en önemli müzik yapım şirketlerinden biri haline geldi. 

Müzik Dünyasında Atlantic Records

1950’lerin ikinci yarısından itibaren müzik dünyası önemli bir değişime sahne oldu. Nitekim blues ve caz riffleri taşıyan fakat bu iki müzik türünden çok farklı yeni bir müzik türü doğuyordu. Daha sonra rock’n roll adını alacak rock müzik, 1955 yılından itibaren müzik listelerinde dengeleri değiştirmeye başladı. Bu dönemde Ahmet Ertegün, Elvis Presley‘e birlikte çalışmayı teklif etti. Ne var ki Elvis Presley Ahmet Ertegün tarafından yapılan bu teklifi kabul etmedi. Ahmet Ertegün Elvis Presley‘i kıl payı kaçırmaktan duyduğu üzüntüyü hayatı boyunca hep ifade edecekti. Fakat bununla birlikte Atlantic Records, 1960’lardan itibaren rock müzikte de ağırlığını hissettirdi. 1971 yılında Ahmet Ertegün The Rolling Stones ile 5 albümlük bir anlaşma imzaladı. 1984 yılına kadar devam eden bu birliktelik, The Rolling Stones‘un dünya müzik listelerinde en büyük başarıları elde etmesini sağladı. Kuruluşu 1962 yılına uzanan grubun 1970’lerde elde ettiği başarılar böylelikle Ahmet Ertegün ismini müzik piyasasında zirveye taşıdı. 

1959 yılında müzik yapımcısı Arif Mardin, Ahmet Ertegün ile birlikte çalışmaya başladı. Bu süreçte Atlantic Records genç yetenekleri müzik severlerle buluşturmaya devam ediyordu. Örneğin Stevie Wonder bu isimlerden biriydi. Ayrıca Bee Gees, Led Zeppelin, Bette Midler gibi birçok isim Ahmet Ertegün sayesinde müzik dünyasına adım attı. Atlantic Records kayıt stüdyoları dönemin en ileri ses teknolojilerini kullanıyordu. Oysa faaliyete başladığı ilk yıllarda Atlantic Records‘ın kayıt stüdyosu güneş almayan bir bodrum katından ibaretti. Aradan geçen süreçte Ahmet Ertegün Atlantic Records için çok önemli yatırım projelerini hayata geçirdi. Diğer taraftan, Atlantic Records ile Ahmet Ertegün, müziğin sadece bir eğlence aracı olmadığını gösterdi. 1960’lı yıllarda gelişen sivil haklar hareketlerinde yer aldı. ABD’de siyahilere yönelik baskılara karşı çıktı. 1961 yılında evlendiği Mica Ertegün ile birlikte her türlü ayrımcılığa karşı tepkisini gösterdi. 1970’li yıllarda özellikle toplumsal sorunlara karşı duyarlılıklar artarken müziğin toplumsal dönüşümlere katkı sağlaması gerektiğine inandı. 

Müziğe Adanmış Başarılarla Dolu Bir Hayat

1991 yılında Ahmet Ertegün, Boston’da bulunan Berklee Müzik Okulu tarafından fahri doktora unvanıyla ödüllendirildi. 2 yıl sonra National Academy Of Recording Arts & Sciences tarafından onurlandırıldı. 2000 yılında ABD Kongre Kütüphanesi tarafından “yaşayan kütüphane” unvanına layık görüldü. 2002 yılında İKSV tarafından düzenlenen İstanbul Caz Festivali‘nde yaşam boyu başarı ödülünü kazandı. 4 yıl sonra Montrö Caz Festivali‘nin açılış konseri Ahmet Ertegün onuruna verildi. Ayrıca müzik dünyasına emeği geçen kişiler kategorisinde Grammy Ödülü kazandı. Grammy‘de bu kategoride ödül alan ilk isim oldu. Teşekkür konuşmasında şu cümleyi kullandı: “Bana bu imkanı tanıyan Amerika’ya ve sevgili anavatanım Türkiye’ye teşekkür ederim.” 29 Ekim 2006 tarihinde, The Rolling Stones konseri sırasında ayağının takılması sonucu başını vurarak düştü. Zorlu geçen koma sürecinin ardından 14 Aralık 2006 tarihinde hayatını kaybetti. Cenazesi 19 Aralık’ta İstanbul’a getirilerek Özbekler Tekkesi‘ndeki aile mezarlığına defnedildi. 

Tüm okurlarımızın her gününün bir başarı hikayesi ile geçmesini diliyoruz… 

İlgili yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir