Alexander Fleming: Penisilini yaratan mucit…

Koronavirüs salgınıyla birlikte son 1 yıldır dünya kamuoyunun gündeminde aşı çalışmaları ilk sırada yer alıyor. Enfeksiyon hastalıkları söz konusu olduğunda aşının çok büyük bir önemi var. Nitekim enfeksiyon hastalıkları, en sık görülen ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alıyor. Ve yılda ortalama 18 milyon insan bu nedenle hayatını kaybediyor. Bakteriyoloji ve inokülasyon (aşılama) alanında çığır açan isimlerden biri olan Alexander Fleming, 1928 yılında bulduğu penisilin sayesinde antibiyotiklerin altın çağını başlattı. O zamana kadar dünyada enfeksiyon hastalıklarına karşı kazanılan en büyük zafere imza atan Alexander Fleming, milyonlarca insanın hayatını kurtaran penisilinle günümüzde de bakteriyoloji ve inokülasyon alanında ilham kaynağı olmayı sürdürüyor. Bir Ofix Blog klasiği olan başarı hikayeleri köşemizde bu hafta, penisilinin mucidi Alexander Fleming‘in hayatından kesitler sunarak başarı hikayesini okurlarımızla paylaşacağız. 

Alexander Fleming kimdir?

Alexander Fleming, 6 Ağustos 1881 tarihinde İskoçya’nın güneybatısında bulunan Lochfield kentine bağlı Darvel kasabasında dünyaya geldi. Çiftçi olan babası Hugh Fleming, küçük Alexander 7 yaşına geldiğinde hayatını kaybetti. Çiftliğin sorumluluğunu abileri üstlendi ve iyi bir eğitim alması için Alexander‘ı Louden Moor Okulu‘na verdiler. 12 yaşına geldiğinde Kilmarnock Akademisi‘ne başlayan Alexander, 1 yıl sonra kardeşi Robert ile birlikte Londra’da yaşayan ve doktor olan abisi Tom‘un yanına gitti. Diğer kardeşleri de yanlarına gelince aile Londra’ya yerleşti. Küçük Alexander‘ın bilimsel yetenekleri yüksek olduğu için, dönemin en gözde okullarından biri olan Regent Street Kraliyet Politeknik Enstitüsü‘ne girişi sağlandı. 

Derslerinde büyük başarılar gösteren Alexander Fleming, hızlı bir şekilde 4. sınıfa yükseldi. Fakat ne var ki, ailenin geçim durumu iyi değildi. Doktor olan Tom abisinin maaşıyla geçinebilmeleri mümkün değildi. Bu nedenle Alexander Fleming, 16 yaşındayken okulu bıraktı. Ve bir gemicilik firmasında çalışmaya başladı. 18 yaşına geldiğinde, bölge ordusuna bağlı Londra İskoç Birliği Gönüllüleri‘ne katıldı. Askerliğini tamamladıktan sonra, amcasından kalan miras sayesinde kardeşi Robert ile birlikte optik firması kurdu. Lens yapımı konusunda gösterdiği ustalık, Alexander Fleming‘i tıp alanına yönlendirdi. 20 yaşında tıp okumaya karar veren Alexander Fleming, birçok öğrenciden yaşça büyüktü. Fakat üstün zekası sayesinde derslerinde daha hızlı ilerleme gösterdi.

Alexander Fleming ve Bakteriyoloji

1901 yılında St. Mary Tıp Fakültesi‘ne burslu olarak kayıt hakkı kazanan Alexander Fleming, preklinik eğitimini 3 yılda tamamladı ve okulu dereceyle bitirdi. 1906 yılında Kraliyet Cerrahi Koleji‘nin sınavlarını da geçtikten sonra tam teşekküllü bir hekim olma hakkı kazandı. Kendisi aslında cerrah olarak yoluna devam etmek istiyordu. Fakat bu dönemde tanıştığı Almroth Wright‘ın etkisiyle inokülasyon departmanında çalışmaya başladı. Esas uzmanlık alanı bakteriyoloji olan Almroth Wright, bu alanda araştırma çalışmalarına büyük önem veriyordu. Ancak henüz kendisine uygun bir asistan bulamamıştı. Alexander Fleming‘in zekasına ve yeteneğine hayran kalınca, onu asistanı olarak yanına aldı. Almroth Wright‘ın yanında bakteriyoloji eğitimi almaya başlayan Alexander Fleming, 1908 yılında lisansüstü eğitimini altın madalyayla tamamladı.

1914 yılına kadar Alexander Fleming, Almroth Wright‘la birlikte bakteriyoloji ve klinik patoloji alanında dersler verdi. I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Almroth Wright ve Alexander Fleming, hükümetin talebi üzerine askeri birlikleri tifo ve septisemiye karşı aşılama çalışmalarının içinde yer aldılar. Ölüm oranlarında yüzde 90 düzeyinde düşüş sağlayan bu çalışmalar, Alexander Fleming için aynı zamanda bakteriyoloji alanında yeni gözlemler yapma fırsatı sağladı. Boulogne cephesinde kurulan sahra hastanesinde bir taraftan aşı çalışmaları devam ederken, bir taraftan da yaralara sebep olan mikroorganizmalar üzerinde araştırmalar yapılıyordu. Bu çalışmalar sırasında kendisine eşlik eden Leonard Coleman ile birlikte Alexander Fleming, antiseptikler üzerinde yoğunlaşmaya başladı.

1910’lu yıllarda kullanılan antiseptikler, yararlı bakterileri zararlı olanlardan daha çok öldürmekteydi. Enfeksiyonlara yol açtığı bilinen bakterilerle mücadele etmek için mevcut antiseptikler yarardan çok zarar getiriyordu. Vücudun doğal savunma mekanizmaları mevcut antiseptikler nedeniyle zayıflıyor, yaraların iyileşmesi zorlaşıyordu. Ateşkesin ardından Alexander Fleming, Fransa’ya geçti ve influenzanın nedenini bulmaya dönük çalışmalara katılım sağladı. Bu çalışmalardan istediği sonuçları alamamış olsa da Fransa’da bakteriyoloji alanında önemli bilgiler edindi. Daha sonra St. Mary Hastanesi Tıp Fakültesi‘ne döndü ve bakteriyoloji çalışmalarını sürdürdü. 

Alexander Fleming ve Penisilinin Keşfi

1921 yılında Alexander Fleming laboratuvarında petri kaplarını kontrol ederken ilginç bir durumla karşılaştı. İki hafta önce kendi burnundan aldığı bir sümük salgısını koyduğu petri kabındaki kültürde altın renkli bir bakteri çoğalmıştı. Ancak mukusun etrafını çevreleyen alanda hiç bakteri yoktu. Buradan hareketle Alexander Fleming mukusun etrafında “şeffaf ve camsı” şeklinde tarif ettiği farklı bir bakteri halkasının geliştiği sonucuna vardı. Bu bakteri halkası, nazal mukusun etrafında mikroorganizma üremesini engelliyor, hatta bunları öldürüyordu. Daha sonra ter, tükürük, kan serumu üzerinde de benzer sonuçlara vardı. Vücudun doğal savunma mekanizmasının gücü hakkında önemli ipuçları veren bu çalışmasını aynı yıl Aralık ayında Tıbbi Araştırma Kulübü‘nün toplantısında sundu. Fakat ne var ki bu buluşu hiç ilgi çekmedi.

Lizozim adını verdiği bu konuyla ilgili çalışmalarını sürdüren Alexander Fleming lizozime karşı direnç gösterebilecek bakterileri kültüre almaya başladı. Konuyla ilgili her geçen gün daha fazla bilgi sahibi olan Alexander Fleming, 9 ciltlik A System of Bacteriology isimli eserini bu dönemde yazmaya başladı. 1928 yılında yine laboratuvarında çalışırken, Staphylococcus bakterilerinin ürediği bir petri kabında mavimsi başka bir küfün geliştiğini gördü. İşin ilginç tarafı, küfün etrafında Staphylococcus bakterileri ürememekteydi. Bu küfü izole etti ve ismini Penicillium notatum koydu. Bu küfü petri kabında başka mikroorganizmalara uyguladığında, bazı bakterileri öldürdüğünü gördü. Böylelikle küfte antibakteriyel bir madde olduğunu anladı ve bu maddeye penisilin adını verdi. Penisilin Fleming için hem bir tesadüf, hem de bakteriyoloji alanında uzun yıllar sürdürdüğü çalışmaların bir sonucuydu. 

Bilim Dünyasında Penisilin

Alexander Fleming penisilinle ilgili ilk bulgularını 1929 yılında The British Journal of Experimental Pathology dergisinde yayınladı. Fakat ne var ki, penisilinin çok miktarda üretilmesinin mümkün olmadığını düşündü ve bu konudaki çalışmalarına ara verdi. Penisilinin keşfi konusunun bilim dünyasında ilgi uyandırmaya başlaması, Lister Enstitüsü‘nde görev yapan G. F. Petrie‘nin Recent Advances in Vaccine and Serum Therapy kitabından sonra gerçekleşti. Bu kitapta Petrie, Alexander Fleming ve penisilinin keşfi konusunda aydınlatıcı bilgiler paylaştı. Ancak kısa bir süre sonra başlayan II. Dünya Savaşı nedeniyle bilim çevreleri, penisilinin keşfi konusuna yeterince ilgi gösteremedi. Bu dönemde Nazi zulmünden kaçarak Oxford Üniversitesi‘nde çalışmaya başlayan kimyacı Ernst Boris Chain, penisilinin önemini anladı. 

Penisilini bulduktan sonra Alexander Fleming, hayvanlar üzerinde herhangi bir deney gerçekleştirmemişti. Ernst Boris Chain ile birlikte Oxford Üniversitesi, William Dunn Patoloji Okulu‘nda penisilini 100 mg ekstre halinde elde etmeyi başardı. Fareler üzerinde yapılan deneylerde, enfekte edilen farelerin penisilin taşıyan ekstre sayesinde hayatta kaldığı görüldü. Kontrol grubundaki (penisilin verilmeyen) fareler ise ölmüştü. Bu deneyin sonuçları, 1940 yılında Oxford Üniversitesi tarafından bilim dünyasıyla paylaşıldı. Hemen ardından, penisilinin üretimi ve saflaştırılmasına dönük çalışmalar başlatıldı. Bu çalışmalar sırasında Norman Heatley‘ın çok önemli katkıları oldu. Ancak penisilinin yüksek miktarda üretilmesi, Ernst Boris Chain‘in eter kullanarak bulduğu yöntem sayesinde gerçekleşti. 

Milyonlarca İnsanın Hayatını Kurtaran Penisilin

1942 yılında Alexander Fleming, arkadaşı Harry Lambert‘ın menenjitten ölmek üzere olduğu bilgisini aldı. Arkadaşı için doktorlardan ilaç tavsiyesi istedi. Bu sırada penisilinin hastaya uygulanması önerisi gündeme geldi. Hastalığın çok ileri aşamada olması nedeniyle penisilinin intratekal (omurilik sıvısına aşılanması, spinal anestezi) yoldan verilmesi kararlaştırıldı. Harry Lambert‘ın kısa süre içinde sağlığına kavuşması penisilinin etki gücü hakkında çok önemli bir veri sundu. Olayın The Times gazetesinde haber olmasının ardından penisilin, artık yalnızca bilim çevrelerinde değil, kamuoyunun da gündeminde yer almaya başladı. Ancak haberde penisilinin mucidinin kim olduğuna ilişkin bilgi verilmemişti. Alexander Fleming, The Times‘a yazdığı mektupla penisilinin mucidinin kendisi olduğunu bildirdi. Haberin ardından Alexander Fleming ve penisilinin icadı bir anda kamuoyunun ilgiyle takip ettiği konular haline geldi.

1940’lı yıllarda Alexander Fleming, Avrupa ve Amerika başta olmak üzere hemen tüm dünyada tanınan bir bilim insanı haline geldi. Kendisiyle çok sayıda röportaj yapıldı ve penisilinin icadı hakkında merak edilen konular bizzat Alexander Fleming tarafından cevaplandı. Bu dönemde Amerikan ilaç firmaları, penisilinin büyük ölçekte üretilmesi için Alexander Fleming ile görüşmelere başladı. Yapılan görüşmelerin ardından penisilinin büyük ölçekli üretimi için Pfizer, Squibb ve Merck ilaç firmalarından oluşan bir konsorsiyum kurulmasına karar verildi. 1945 yılında Nobel Tıp Ödülü‘yle onurlandırılan Alexander Fleming, teşekkür konuşmasında büyük bir tevazu içinde şunları söyledi: “Penisilin keşfinde benim tek meziyetim, gözlem yapmayı ihmal etmemek ve konunun bir bakteriyolog olarak peşini bırakmamak oldu. 1929 yılındaki yayınım, penisilini geliştirenler için bir başlangıç noktası oldu.” 

Enfeksiyonlarla Mücadelede Bir İlham Kaynağı

Nobel‘i aldıktan sonra Alexander Fleming, eşi Sarah ile birlikte pek çok ülkeye seyahat düzenledi ve kendisine sayısız ödül takdim edildi. İngiliz Kraliyet Ailesi, Başkan Roosevelt, Papa ve Marlene Dietrich başta olmak üzere dönemin önemli kişileri tarafından birçok kez onurlandırıldı. 1955 yılında Edinburgh Üniversitesi‘ne rektör olarak atandı. Eleanor Roosevelt ve Douglas Fairbanks Jr. ile Savoy’da öğle yemeği yedikten bir gün sonra hastalandı. 11 Mart 1955 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Tek çocuğu olan Robert Fleming hekimlik mesleğini sürdürdü. Doğduğu kasaba olan Darvel’de Fleming bahçesinde bir bronz büstü bulunmaktadır. Büstün bir benzeri 1964 yılında Madrid’de sergilenmeye başlandı. Alexander Fleming ismi günümüzde de enfeksiyonlarla mücadelede bir ilham kaynağı olmayı sürdürüyor.

Tüm okurlarımıza başarı hikayeleri ile dolu bir hafta diliyoruz… 

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir