Diyabet nedir?

Şeker metabolizmasıyla ilgili en önemli hastalıklardan biri olan diyabet, ülkemizde maalesef hızlı bir artış ivmesi içinde. Bozuk beslenme şekilleri, aşırı stres, gün içinde yeterince hareket edememe gibi nedenlerden dolayı diyabete yakalanan hasta sayısı her geçen gün artıyor. Masa başı işlerde çalışan, sağlıksız beslenen ve yeterince egzersiz yapmayan beyaz yakalılar, diyabet riski en yüksek gruplardan biri. Diyabetten korunmak içinse her şeyden önce, diyabeti iyi tanımak gerekiyor. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, diyabet hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. 

Kısaca Diyabet

Diyabet nedir, diye merak ediyorsanız diyabeti kısaca, pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu salgılayamaması ya da salgıladığı insülinin vücutta etkin bir şekilde kullanılamaması sonucu oluşan kronik bir hastalık olarak tanımlayabiliriz. Halk arasında şeker hastası olarak bilinen diyabet hastaları, tükettikleri besinlerden kana geçen glukozu kullanamaz. Ve buna bağlı olarak kan şekerlerinde yükselme oluşur. Vücudun en önemli enerji kaynaklarından biri olan glukozun doku ve hücreler tarafından kullanılabilmesi için pankreasın insülin salgılaması gerekir. İnsülin hormonuyla birlikte glukozun hücrelere girişi sağlanır ve hücrelerin enerji ihtiyacı karşılanır. Diyabet hastaları glukozu hücre içinde kullanamadığı için glukoz, karaciğer tarafından glikojene dönüştürülür ve yağ dokusunda depolanır. Vücutta artan yağlanmayla birlikte metabolizmada çeşitli sorunlar ortaya çıkar.

Diyabet hastalığı tarihte ilk kez Kapadokyalı Aretaios tarafından M.S. 2. yüzyılda teşhis edildi. Diyabet hastalığının en önemli belirtilerinin aşırı idrar artışı ve aşırı susama olmasından hareketle Aretaios, bu hastalığı Yunancada “su çeken” veya “sifon” anlamına gelen diabetes sözcüğüyle tanımladı. Bununla birlikte, diyabetin iki farklı türü olduğu kısa sürede anlaşıldı. Bunları ayırt etmek için birine şekersiz diyabet veya şekersiz şeker hastalığı adı verildi. Diğerine ise şekerli diyabet veya şeker hastalığı denildi. Günümüzde diyabet sözcüğü, genellikle şekerli diyabet veya şeker hastalığı anlamında kullanılmakta. Şekersiz diyabeti tanımlamak içinse diyabet sözcüğünün önüne şekersiz sıfatı eklenmekte.

Diyabet nasıl anlaşılır?

Bir kişiye diyabet teşhisinin konulabilmesi için açlık kan şekeri veya oral glikoz tolerans testi yapılması gerekir. Diyabeti olmayan kişilerde kan şekeri açlık halinde 120 mg/dl, tokluk halinde ise 140 mg/dl’nin üzerine çıkmaz. Açlıkta veya toklukta kan şekerinin ölçülmesi sonucunda elde edilen sonuçlara göre kişide diyabet olup olmadığı anlaşılır. Açlık kan şekeri ölçümünde kan şekerinin 100-125 mg/dl aralığında çıkması, kişide diyabetin başladığını gösterir. Bu gibi durumlarda hastaya, halk arasında gizli şeker olarak bilinen pre-diyabet teşhisi konur. Gizli şeker nedir, diye merak ediyorsanız, şeker hastalığının başlangıç aşaması olduğunu söyleyebiliriz. 126 mg/dl ve üzeri çıkan sonuçlar ise hastada diyabetin varlığını gösterir.

Oral glikoz tolerans testi sırasında kişiye, glikoz bakımından zengin bir sıvı verilir. Sıvı alımından 2 saat sonra yapılan kan şekeri ölçümünde çıkan sonuç 140-199 mg/dl aralığındaysa, hastada gizli şeker var demektir. Gizli şeker hastalığı çoğu zaman önemsiz bir konu gibi değerlendirilse de diyabetin seyrini etkilemede çok önemli bir aşamadır. 200 mg/dl ve üzeri çıkan sonuçlar ise diyabetin varlığını gösterir. Bu aşamada hasta, diyabetli yaşam konusunda mutlaka tıbbi destek almalıdır. Şeker ilaçları konusunda da yine, hekiminiz yazmadıkça hiçbir ilacı kullanmamalısınız.

Diyabet türleri nelerdir?

Diyabet hastalığı ilk teşhis edildiği dönemden bu yana birçok farklı türe ayrıldı. Bununla birlikte, günümüzde genel kabul görmüş 5 farklı tür diyabet olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan en sık rastlanan iki türü için tip 1 ve tip 2 diyabet ifadesi kullanılmakta. Tip 1 diyabet insüline bağımlı şeker hastalığıdır. Tip 2 diyabet ise insüline bağımlı olmayan şeker hastalığıdır. Diyabetin bu iki türünden farklı olarak başka bir hastalığa bağlı olarak oluşan şeker hastalığı, gebeliğe bağlı şeker hastalığı (hamilelikte şeker) ve glikoza dayanıklılığın azalması sonucu oluşan şeker hastalığı şeklinde başka türleri de mevcuttur.

Tip 1 diyabet nedir?

Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üretiminden sorumlu beta hücrelerinin zedelenmesine bağlı olarak vücutta insülin salgılanmaması sonucu oluşur. Tip 1 diyabet hastaları, vücutlarındaki insülin ihtiyacını karşılamak için insülin hormonunu dışarıdan enjeksiyon yoluyla almak durumundadır. Bu nedenle tip 1 diyabet için aynı zamanda da insüline bağımlı diyabet ifadesi kullanılır. İnsülin eksikliği genellikle çocukluk ve gençlik döneminde ortaya çıktığı için, tip 1 diyabete juvenil diyabet de denilmekte.

Tüm diyabet hastaları içinde tip 1 diyabet oranının yüzde 10 civarında olduğunu söyleyebiliriz. Tip 1 diyabete genel olarak kuzey ülkelerinde daha sık rastlanmakta. Tip 1 diyabetin oluşumunda, vücudun bağışıklık sisteminin etkisi büyük. Vücudu dış etkilerden korumakla görevli bağışıklık sistemi, genetik veya çevresel faktörlerle normalden sapıp kendi hücrelerini tehdit olarak algılayabiliyor. Tip 1 diyabet hastalarının bağışıklık sistemi, insülin yapımından sorumlu beta hücrelerini zedelediği için vücutlarında insülin salgılanması mümkün olmuyor. Tip 1 diyabetin risk grupları arasında, birinci derece yakın akrabalarında tip 1 diyabet olanlar, ailesinde çok sayıda tip 2 diyabet hastası olanlar ve gebelikte diyabet yaşayanlar üst sıralarda.

Tip 2 diyabet nedir?

Diyabetin en sık rastlanan türü olan tip 2 diyabet, genellikle 40 yaş üzerinde görülen diyabet türüdür. Tip 2 diyabet hastalarında pankreas, yeterli miktarda insülin salgılayamaz veya salgıladığı insülin vücutta yeterli derecede kullanılamaz. Buna bağlı olarak kan şekeri yükselen hastalar, kan şekerini normal sınırlar içinde tutmak için insüline ihtiyaç duyar. Tip 2 diyabette bazı hastalar, ağızdan hap olarak alınan şeker düşürücü ilaçlarla kan şekerlerini normal düzeye getirebilirler. Bazı durumlarda ise şeker ilaçları yetersiz kaldır ve insülin enjeksiyonu gerekir.

Tip 2 diyabette hasta şekerinin normal düzeyde olup olmadığını bazen anlayamayabilir. Bu nedenle hastanın düzenli olarak kan şekerini ölçmesi ve gerektiğinde insülin kullanması büyük önem taşır. Dahası, tip 2 diyabetin uzun yıllar hiç belirti vermemesi de mümkündür. Fakat kişinin yaşadığı ağır bir enfeksiyon, yoğun stres, geçirdiği bir ameliyat veya gebelik ya da fazla kilo alması, tip 2 diyabetin klinik belirtiler vermesine yol açar. Sağlıksız beslenen, yeterince egzersiz yapmayan, aşırı ve bol kalorili gıda tüketen 40 yaş üzeri kişilerde tip 2 diyabete daha sık rastlanır. Tüm diyabet hastaları içinde tip 2 diyabet oranının ise yüzde 90 civarında olduğunu söyleyebiliriz.

Diyabetten korunmak için neler yapmak gerekir?

Diyabet hakkında kısaca paylaştığımız bu bilgilerin ardından yazımızın bu kısmında, diyabetten korunma yolları hakkında birkaç noktaya yine kısaca temas edeceğiz. Bununla birlikte, burada paylaşacağımız bilgiler yalnızca genel sağlık bilgileri kapsamında olup tedavi edici hiçbir nitelik taşımamaktadır. Diyabet konusunda herhangi bir endişeniz varsa, vakit geçirmeden kan şekerinizi ölçtürmeli ve tedavi konusunda hekiminize başvurmalısınız.

Sağlıklı beslenmelisiniz.

Ülkemizde her geçen gün artan tip 2 diyabetin en önemli nedeninin sağlıksız beslenme olduğunu söyleyebiliriz. Aşırı şeker ve şekerli gıdaların yanı sıra toksik kalorili fast food yiyecekler, kızartmalar, hazır kekler gibi yiyecekler şeker metabolizmasına zarar veren unsurların başında geliyor. Bol kalorili ve yüksek düzeyde şeker, hatta yüksek fruktozlu mısır şurubu içeren bu yiyecekler diyabete adeta davetiye çıkarıyor. En iyi şeker ilacı türleri bile şeker metabolizmanızı sağlıklı beslenmeden daha etkin bir şekilde düzenleyemez. Diyabetten korunmak için her şeyden önce, toksik kalorili ve yüksek düzeyde şeker içeren besinlerden uzak durmalısınız. Ayrıca, nişasta ve beyaz unlu gıda tüketiminizi de sınırlandırmalısınız.

Daha fazla çiğnemeli, ara öğünlerden kaçınmalısınız.

Diyabet konusunda sağlıksız beslenmenin yanı sıra yanlış beslenme şekilleri de önemli bir neden. Özellikle zaman darlığı ve diğer birtakım nedenlerden dolayı yeterince çiğnenmeden tüketilen gıdalar ve sıkça yapılan ara öğünler, şeker metabolizmasına zarar vermekte. Yeterince çiğnenmeden yutulan atıştırmalık krakerler, çerez ve cipsler veya patlamış mısır gibi ürünler, şeker metabolizması üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta. Üstelik, ara öğünler arttıkça pankreastan salgılanan insülin miktarı da artıyor ve bu durum, bir zaman sonra kişide insülin direncinin oluşmasına yol açabiliyor. Eğer diyabet hastasıysanız, beslenme programınızı mutlaka bir diyetisyen gözetiminde sürdürmelisiniz. Diyetisyeninizin tavsiye ettiğinden fazla miktarda ara öğün yaparsanız, şeker metabolizmanızda iyileşme sağlayamazsınız.

Gün içinde yeterince egzersiz yapmalısınız.

Şeker metabolizmasını doğrudan etkileyen konulardan biri de gün içinde yeterince egzersiz yapmaktır. Özellikle kalça ve bacak kaslarını çalıştıran egzersizler, vücudun şekeri kullanma biçimini düzenleyici etkiye sahiptir. Bu egzersizler içinde en önemlisi yürüyüş yapmaktır. Egzersiz için eğer yürüyüş yapmayı tercih ediyorsanız, günlük tempolu en az yarım saat yürüyüşün çok faydasını görürsünüz. 45 dakika yürüyüş yapmak ise insülin direnci ve diyabete karşı daha etkin bir koruma sağlar. Yürüyüşün yanı sıra yüzme, plates ve kayak gibi sporları da diyabetten korunma yolları arasında değerlendirebilirsiniz.

Uzun süre aç kalmamalısınız.

Diyabeti önlemede şeker metabolizmasını korumanın önemi büyük. Uzun süre aç kalmak, vücudun karbonhidrat isteğini arttırır ve karbonhidrat alımının artmasına yol açar. Vücutta kan şekeri dengesini bozan bu durum, gece gelen açlık krizleri ile birlikte diyabetin ilk belirtilerini vermeye başlar. Güne eğer kahvaltı yapmadan başlıyor ve öğle yemeğini geçiştiriyorsanız, kan şekeri dengeniz bir hayli bozuluyor demektir. Gün içinde uzun süre aç kalmama konusuna yeterince dikkat gösterirseniz, diyabete karşı daha etkin bir korunma sağlayabilirsiniz. Kan şekeriniz gün içinde ne kadar dengeli seyrederse, şeker metabolizmanız o kadar iyi çalışır.

Sebze ve salata tüketiminizi arttırmalısınız.

Sebze ve salata tüketimi, şeker metabolizması üzerindeki baskıyı hafifletici bir etkiye sahip. Nitekim sebzeler ve salatalar kan şekerini yükseltmediği gibi, kan şekerinin dengede seyretmesine katkı sağlıyor. Ayrıca, vücudun hissettiği tokluk hissini arttırıyor ve kilo kontrolüne yardımcı oluyor. Hem lezzetli, hem de besin değeri yüksek sebze ve salatalarla vücudunuzun karbonhidrat isteğini kontrol altında tutabilirsiniz. Kan şekeriniz doğal yollarla dengede kalırsa, pankreasınızdan yüksek miktarda insülin salgılanmasına gerek kalmaz. Bu da sizi insülin direnci ve diyabet riskine karşı korur.

Uyku düzeninizi korumalısınız.

Şeker metabolizması üzerinde sağlıklı uykunun etkisi büyük. Uykunuzu iyi alırsanız, güne dinç bir şekilde başlar, gün boyunca enerjinizi yüksek tutabilirsiniz. Uyku düzeniniz bozulduğunda ise enerjiniz düşer, vücudunuzun karbonhidrat isteği artar. Buna bağlı olarak kan şekeriniz yükselir. Günde ortalama 6-8 saat arasında uyumaya özen gösterirseniz, vücudunuz kendisini doğal olarak zinde hisseder ve karbonhidrat, yani şeker isteğini azaltır.

Kafeinli ve gazlı içecekleri azaltmalısınız.

Çayı ve kahveyi oldukça seven bir toplumuz. Beyaz yakalılar arasında da çay ve kahve tüketimi oldukça yüksek düzeyde. Nitekim, masa başı işlerde çalışan beyaz yakalılar, iş yaparken yanlarında enerji veren içecekler olmasını isteyebiliyor. Yemeklerin yanında tüketilen gazlı içecekler de yemekten alınan keyfi arttırabiliyor. Fakat ne var ki, vücutta biriken kafein ve şeker, şeker metabolizması üzerinde zararlı etkilere sahip. Diyabetten korunma yolları arasında kafeinli ve gazlı içecek tüketiminizi azaltırsanız, diyabete karşı iyi bir korunma sağlayabilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir