Diyabet nedir?

Şeker metabolizmasıyla ilgili en önemli hastalıklardan biri olan diyabet, ülkemizde maalesef hızlı bir artış ivmesi içinde. Son yıllarda “Diyabet nedir?” sorusu internette arama motorları üzerinden sıkça cevap aranan bir soru haline geldi. Halk arasında şeker hastalığı olarak da bilinen diyabet, bazı belirtilerini uzun zamana yayabiliyor. Diyabet belirtileri ile karşılaşan hasta, konuyla ilgili farkındalıkları yüksekse diyabetle ilgili birçok riski başarılı şekilde yönetiyor. Bununla birlikte şeker hastalığı belirtileri halihazırda birçok kişi için yeterince anlam ifade etmiyor. Bozuk beslenme şekilleri, aşırı stres, gün içinde yeterince hareket edememe gibi birçok nedenden dolayı diyabete yakalanan hasta sayısı her geçen gün artıyor. Bu bağlamda beyaz yakalılar en önemli risk gruplarından biri konumunda. Masa başı işlerde çalışan, sağlıksız beslenen ve yeterince egzersiz yapmayan beyaz yakalılar, diyabete daha fazla yakalanıyor. Diyabetten korunmak için ise her şeyden önce diyabeti iyi tanımak gerekmekte. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, diyabet hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. 

Kısaca Diyabet

Diyabet nedir diye merak ediyorsanız diyabeti kısaca, pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu salgılayamaması ya da salgıladığı insülinin vücutta etkin şekilde kullanılamaması sonucu oluşan bir hastalık olarak tanımlayabiliriz. Halk arasında şeker hastası olarak bilinen diyabet hastaları, tükettikleri besinlerden kana geçen glukozu kullanamaz. Buna bağlı olarak kan şekerlerinde yükselme oluşur. Kan şekerinin yükselmesine tıp literatüründe hiperglisemi denir. Vücuda giren besinler içinde özellikle karbonhidratlar, vücudun enerji ihtiyacını karşılamak üzere glukoza dönüştürülür. Nitekim glukoz, vücudun enerji ihtiyacını karşılamak için çok iyi bir kaynaktır. Ne var ki glukozun doku ve hücreler tarafından kullanılabilmesi için pankreasın insülin salgılaması gerekir. Çünkü glukozun hücrelere girişi insülin hormonuyla sağlanır. Böylelikle hücrelerin enerji ihtiyacı karşılanır. Fakat diyabette glukoz hücre içine giremediği için kullanımı gerçekleşmez. Bu nedenle karaciğer tarafından glikojene dönüştürülmesi ve yağ şeklinde depolanması sağlanır. Şeker belirtileri içinde kilo artışının esas nedeni budur. Vücutta artan yağlanmayla birlikte metabolizmada çeşitli sorunlar başlar. 

Diyabet sözcüğü nereden geliyor?

Diyabet hastalığı tarihte ilk kez Kapadokyalı Aretaeus tarafından M.S. 2. yüzyılda teşhis edildi. Bu hastalığın en önemli belirtileri aşırı idrar artışı ve aşırı susamaydı. Buradan hareketle Aretaeus, bu hastalığı Yunancada “su çeken” veya “sifon” anlamına gelen diabetes sözcüğüyle tanımladı. O günden bugüne bu hastalığı ifade etmek için tıp literatüründe diyabet sözcüğü kullanılmakta. Aretaeus‘tan itibaren tarihte diyabetle ilgili sayısız araştırma yapıldı. Özellikle ani şeker yükselmesi belirtileri birçok çalışmaya konu oldu. Ayrıca şeker düşmesi belirtileri ile çeşitli hastalıklar arasındaki ilişkiler de incelendi. Bu çalışmalar kapsamında diyabetin iki farklı türü olduğu ortaya çıktı. Bunları ayırt etmek için birine şekersiz diyabet veya şekersiz şeker hastalığı adı verildi. Diğerine ise şekerli diyabet veya şeker hastalığı denildi. Günümüzde diyabet sözcüğü, genellikle şekerli diyabet veya şeker hastalığı anlamında kullanılmakta. Şeker hastalığı belirtileri denildiğinde akla genellikle şekerli diyabetin belirtileri gelmekte. Şekersiz diyabeti tanımlamak için ise diyabet sözcüğünün önüne şekersiz sıfatı eklenmekte. 

Diyabet nasıl anlaşılır?

Bir kişiye diyabet teşhisinin konulabilmesi için açlık kan şekeri (AKŞ) veya oral glukoz tolerans testi (OGTT) yapılması gerekir. Diyabeti olmayan kişilerde kan şekeri açlık halinde 120 mg/dl, tokluk halinde ise 140 mg/dl’nin üzerine çıkmaz. Açlıkta veya toklukta kan şekerinin ölçülmesi sonucunda elde edilen sonuçlara göre kişide diyabet olup olmadığı anlaşılır. AKŞ’nin 100-125 mg/dl aralığında çıkması diyabet riskine işaret eder. Bu gibi durumlarda hastaya, halk arasında gizli şeker olarak da bilinen pre-diyabet teşhisi konur. Gizli şeker nedir diye merak ediyorsanız, şeker hastalığının başlangıç aşaması diyebiliriz. AKŞ’nin 126 mg/dl ve üzerine çıkması diyabetin varlığını gösterir. Diğer taraftan OGTT, kişiye glukoz bakımından zengin bir sıvı verildikten 2 saat sonra uygulanır. OGTT’nin 140-199 mg/dl aralığında çıkması gizli şeker hastalığı belirtisi olarak değerlendirilir. 200 mg/dl’nin üzerinde çıkan OGTT sonucu ise hastaya diyabet teşhisinin konulmasına neden olur. Gizli şeker hastalığı ve diyabet, hastanın bazı davranış tarzı değişikliklerini ivedilikle gerçekleştirmesini gerektirir. 

Diyabetin teşhisiyle ilgili olarak son yıllarda oral glukoz tolerans testlerine yönelik bazı endişeler kamuoyunda gündeme gelmekte. Özellikle hamilelikte şeker belirtileri söz konusu olduğunda OGTT’nin bebeğe zarar verdiğine yönelik çeşitli görüşler mevcut. Konuyla ilgili birçok inceleme yapan bilim insanları, anne ve bebekte şeker hastalığı mevcutsa teşhis ve tedavinin gecikmesi durumunda her ikisinin de hayati riskler yaşayabileceğinin altını çiziyor. OGTT sonucunda konulacak şeker hastalığı teşhisi ardından uygulanacak insülin tedavisi her ikisinin de hayatını kurtarabilir. Bununla birlikte, gebelikte uygulanan şeker yüklemesinin anne veya bebekte şeker hastalığını başlattığına dair halihazırda güçlü bir kanıt bulunmamakta. Bu konuda bilim dünyasında geçerli görüş şu ki, OGTT ile diyabetin olup olmadığı anlaşılabilir. Ancak OGTT doğrudan diyabete neden olmaz. Diğer taraftan, gizli şeker hastalığı teşhisi de çoğu zaman yanlış değerlendirilmekte ve önemsiz görülmekte. Oysa bu teşhis, diyabetin seyrini etkilemede çok önemlidir. Bu aşamada hasta, diyabetli yaşam konusunda mutlaka tıbbi destek almalıdır. 

Diyabet türleri nelerdir?

Diyabet hastalığı ilk teşhis edildiği dönemden bu yana birçok farklı türe ayrıldı. Bununla birlikte, günümüzde genel kabul görmüş 5 farklı tür diyabet olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan en sık rastlanan iki türü için tip 1 ve tip 2 diyabet ifadesi kullanılmakta. Tip 1 diyabet, insüline bağımlı şeker hastalığıdır. Yani bu hastalıkta pankreas insülin salgılamaz. Bunun sonucunda hastanın dışarıdan insülin alması gerekir. Aksi durumda besinlerden gelen glukoz vücudun enerji ihtiyacını karşılayamaz. Bu hastalık erken yaşlarda belirti verdiği için juvenil diyabet olarak da bilinir. Tip 2 diyabette ise vücudun insüline bağımlılığı yoktur. İnsüline bağımlı olmayan şeker hastalığı olarak da bilinen bu hastalıkta pankreas insülin salgılar. Ancak bu insülin vücudun ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalır. Diyabetin bu iki türünden farklı olarak başka bir hastalığa bağlı oluşan şeker hastalığı, gebeliğe bağlı şeker hastalığı (hamilelikte şeker) ve glukoza dayanıklılığın azalması sonucu oluşan şeker hastalığı şeklinde başka türleri de mevcuttur. 

Tip 1 diyabet nedir?

Kısaca ifade etmek gerekirse tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üretiminden sorumlu beta hücrelerinin zedelenmesine bağlı olarak vücutta insülin salgılanmaması sonucu oluşur. Tip 1 diyabet hastaları, vücutlarındaki insülin ihtiyacını karşılamak için insülini dışarıdan enjeksiyon yoluyla almak durumundadır. Bu nedenle tip 1 diyabet için aynı zamanda da insüline bağımlı diyabet ifadesi kullanılır. İnsülin eksikliği genellikle çocukluk ve gençlik döneminde ortaya çıktığı için, tip 1 diyabete tıp literatüründe juvenil diyabet de denilmekte. Ve bu hastalık maalesef kroniktir. Yani ömür boyu devam eder. Bu yüzden hastanın diyabetli yaşam konusunda küçük yaşlardan itibaren eğitilmesi gerekir. Kan şekerini kontrol altında tutmak için insülin enjeksiyonunu çocukluk döneminde öğrenen hasta, sürece daha kolay adapte olur. Bu nedenle çocuklarda şeker hastalığı belirtileri ile karşılaşan ebeveynler bu durumu çocuğun adaptasyonu açısından bir fırsat olarak değerlendirebilir. Gençlik döneminde başlayan tip 1 diyabette ise uyum süreçleri daha zor olabilir. 

Tüm diyabet hastaları içinde tip 1 diyabetin yüzde 10 civarında olduğunu söyleyebiliriz. Bu hastalık özellikle kuzey ülkelerinde daha yaygın. Tip 1 diyabetin en önemli belirtileri sık idrara çıkma, kilo kaybı ve kaslarda güçsüzlüktür. Ayrıca şiddetli susuzluk, yorgunluk ve bitkinlik de tip 1 diyabetin belirtileri arasındadır. Nitekim vücudunda insülin salgılanmadığı için hasta, enerji ihtiyacını karşılayamaz. Bunun sonucunda kendisini sürekli yorgun hisseder. Ancak bunun tip 1 diyabetten kaynaklanmış olabileceğini bilmeyebilir. Diğer taraftan, tip 1 diyabetin oluşumunda bağışıklık sisteminin etkisi büyüktür. Vücudu dış etkilerden korumakla görevli bağışıklık sistemi, genetik veya çevresel faktörlerle normalden sapabilir. Bu nedenle farklı hücreleri tehdit olarak algılar. Bu gibi durumlarda bağışıklık hücreleri, insülin yapımından sorumlu beta hücrelerine zarar verir. Dolayısıyla anne karnında veya çocukluk döneminde ağır bir hastalık geçiren kişilerin ileride tip 1 diyabetle karşılaşmaları mümkündür. Tip 1 diyabetin risk grupları arasında, birinci derece yakınları arasında diyabetli olanlar ve gebelikte diyabete yakalananlar üst sıralarda. 

Tip 2 diyabet nedir?

Diyabetin en sık rastlanan türü olan tip 2 diyabet genellikle 40 yaş üzerinde daha yaygındır. Ancak diyabetin bu türünün tüm yaş gruplarında oluşması mümkündür. Ailesinde diyabetli olanlar, obezite şikayeti olanlar, aşırı stres altında yaşayanlar bu konuda daha dezavantajlıdır. Tip 2 diyabette pankreas, yeterli miktarda insülin salgılayamaz veya salgıladığı insülin vücutta yeterli derecede kullanılamaz. Buna bağlı olarak hastanın kan şekeri yükselir. Şekeri düşürmek için insüline ihtiyaç vardır. Bazı hastalarda insülin ihtiyacı oral yolla, yani ağızdan hap alarak giderilir. Nitekim şeker düşürücü ilaçlar kandaki şeker seviyesini normal düzeye indirir. Bazı durumlarda ise şeker ilaçları yetersiz kaldır ve insülin enjeksiyonu gerekir. Enjeksiyon yapılmazsa kişinin şeker koması yaşaması mümkündür. Kandaki şeker miktarının artması sonucu oluşan şeker koması, ilk belirtisini aşırı susamayla verir. Ardından sık idrara çıkma, kalp çarpıntısı, bulanık görme gibi belirtiler başlar. Yüksek şeker belirtileri ile karşılaşmamak için kişinin kan şekerini takip etmesi gerekir. 

Tip 2 diyabette hasta şekerinin normal düzeyde olup olmadığını bazen anlamaz. Bu nedenle hastanın kan şekerini düzenli olarak takip etmesi önemlidir. Aksi durumda güçlü bir şeker koması oluşması mümkündür. Diğer taraftan, tip 2 diyabetin uzun yıllar hiç belirti vermemesi de mümkündür. Fakat kişinin yaşadığı ağır bir enfeksiyon, yoğun stres, geçirdiği bir ameliyat veya gebelik ya da fazla kilo alması, tip 2 diyabetin klinik belirtiler vermesine yol açar. Sağlıksız beslenen, yeterince egzersiz yapmayan, yüksek kalorili gıda tüketen 40 yaş ve üzerinde tip 2 diyabetle ilgili riskler fazladır. Tüm diyabet hastaları içinde tip 2 diyabetin oranı ise yüzde 85 civarındadır. Gün içinde herhangi bir nedenle şeker yükselmesi belirtileri ile karşılaşıyorsanız, AKŞ veya OGTT yaptırarak süreci çok daha sağlıklı şekilde yönetebilirsiniz. Bunu yapmak yerine internet üzerinden yüksek şekeri ne düşürür konusunda birtakım araştırmalar yapıp kulaktan dolma bilgilerle hareket etmemelisiniz. Diyabet tedavisi çok ciddi bir iştir. 

Diyabetten korunmak için neler yapmak gerekir?

Diyabet hakkında kısaca paylaştığımız bu bilgilerin ardından yazımızın bu kısmında, diyabetten korunma yolları hakkında birkaç noktaya yine kısaca temas edeceğiz. Bununla birlikte, burada paylaşacağımız bilgilerin herhangi bir tedavi amacı taşımadığını özellikle belirtmek istiyoruz. Şeker yüksekliği belirtileri ile karşılaşmaktaysanız sırf bu önlemlerle sağlığınızı koruyamazsınız. Örneğin ne kadar sağlıklı beslenirseniz beslenin, tip 1 diyabette vücudunuzun insülin ihtiyacını karşılamanız gerekir. Bunun da en etkili yolu insülin enjeksiyonudur. Diyabetle ilgili herhangi bir endişeniz varsa, vakit geçirmeden kan şekerinizi ölçtürmeli ve tedavi konusunda hekiminize başvurmalısınız. Diyabetin tedavisi ve diyabetli yaşam konularında en doğru bilgileri hekiminizden alabilirsiniz. Şeker hastalığı tedavisi, hasta ile hekim arasında dinamik bir süreçtir. Eğer strese bağlı şeker hastalığı sorunu yaşıyorsanız psikolojik destek almanız da gerekir. Bebeklerde şeker koması gibi konular ise çok daha kapsamlı müdahaleleri gerektirir. Bizim burada paylaşacağımız bilgiler yalnızca genel sağlık bilgileri bağlamındadır. Diyabeti tedavi etmeye çalışmak gibi bir amacı yoktur. 

Sağlıklı beslenmelisiniz.

Ülkemizde her geçen gün artan tip 2 diyabetin en önemli nedeninin sağlıksız beslenme olduğunu söyleyebiliriz. Aşırı şeker ve şekerli gıdaların yanı sıra toksik kalorili fast food yiyecekler, kızartmalar, hazır kekler bu konuda büyük birer risktir. Nitekim bol kalorili ve yüksek düzeyde şeker, hatta mısır şurubu içeren yiyecekler diyabete adeta davetiye çıkarıyor. Buna rağmen yüksek şeker belirtileri hakkında farkındalıklar yeterli düzeyde değil. Üstelik “Şeker hastalığı neden olur?” sorusuna cevap verenlerin çok azı, diyabetin sağlıksız beslenmeyle ilişkisi hakkında bilgi sahibidir. Oysa en iyi şeker ilacı türleri bile şeker metabolizmanızı sağlıklı beslenmeden daha etkin şekilde düzenleyemez. Dolayısıyla diyabetten korunmak için her şeyden önce sağlıklı beslenmelisiniz. Özellikle tip 2 diyabet belirtileri ile karşılaşmaya başlamışsanız toksik kalorili ve yüksek düzeyde şeker içeren besinlerden kesinlikle uzak durmalısınız. Ayrıca, nişasta ve beyaz unlu gıda tüketiminizi de sınırlandırmalısınız. Bunlar da yine şeker hastalığının belirtileri için tetikleyicidir. 

Daha fazla çiğnemeli, ara öğünlerden kaçınmalısınız.

Diyabet konusunda sağlıksız beslenmenin yanı sıra yanlış beslenme şekilleri de önemli bir nedendir. Başta zaman darlığı olmak üzere birçok nedenle hızlı yemek yemenin zararları içinde diyabetin payı yüksek. Yeterince çiğnenmeden tüketilen gıdaların yanı sıra sıkça yapılan ara öğünler de şeker metabolizmasına zarar verir. Örneğin yeterince çiğnenmeden yutulan atıştırmalık krakerler ve cipsler kan şekerinde düzensizlik yaratır. Diğer taraftan ara öğünlerin sayısını da abartmamalısınız. Çünkü ara öğün sayısı arttıkça pankreastan salgılanan insülin miktarı artar. Bu durum bir zaman sonra kişide insülin direnci riskine yol açar. Eğer diyabetiniz varsa, beslenme programınızı mutlaka bir diyetisyen gözetiminde sürdürmelisiniz. Ara öğünlerin sayısı hakkında en doğru bilgileri diyetisyeninizden alabilirsiniz. Diyetisyeninizin tavsiye ettiğinden fazla miktarda ara öğün yapmamalısınız. Aksi durumda şeker koması belirtileri ile daha sık karşılaşırsınız. Ayrıca gizli şeker belirtileri konusunda da dikkatli olmalısınız. Bu belirtiler, şeker metabolizmasında yanlış giden bir şeyler olduğunun habercisidir. 

Gün içinde yeterince egzersiz yapmalısınız.

Şeker metabolizmasını doğrudan etkileyen konulardan biri de gün içinde yeterince egzersiz yapmaktır. Özellikle kalça ve bacak kaslarını çalıştıran egzersizler, vücudun şekeri kullanma biçimini düzenleyici etkiye sahiptir. Bu egzersizler içinde en önemlisi yürüyüş yapmaktır. Egzersiz için eğer yürüyüş yapmayı tercih ediyorsanız, günlük tempolu en az yarım saat yürüyüşün çok faydasını görürsünüz. 45 dakika yürüyüş yapmak ise insülin direnci ve diyabete karşı daha etkin bir koruma sağlar. Yürüyüş yapmak özellikle tip 2 diyabetten korunma yolları içinde etkin bir yöntemdir. Bunu hayatınızın bir parçası haline getirirseniz diyabetsiz yaşam konusunda önemli bir başarı elde edersiniz. Yürüyüşün yanı sıra yüzme, plates ve kayak gibi sporları da diyabetten korunma yolları arasında değerlendirebilirsiniz. Bununla birlikte, bu sporlara 40 yaşından sonra başlayacaksanız dikkatli olmalısınız. Spora alışmamış vücutlarda bu sporların bazı olumsuz sonuçlar meydana getirmesi mümkündür. İleri yaş gruplarında diyabeti önlemek için en uygun egzersiz yürüyüştür. 

Uzun süre aç kalmamalısınız.

Diyabetten korunma yolları içinde beslenme aralıkları da önemli bir konudur. Nitekim uzun süre aç kalmak, vücudun karbonhidrat isteğini arttırır. Bunun sonucunda karbonhidrat alımı artar. Vücutta kan şekeri dengesini bozan bu durum, gece gelen açlık krizleri ile birlikte diyabetin ilk belirtilerini vermeye başlar. Güne eğer kahvaltı yapmadan başlıyorsanız, kan şekeri yükselmesi belirtileri ile daha sık karşılaşabilirsiniz. Çünkü boş mideye bir anda alacağız gıdalar, şeker metabolizmanızda düzensizlik yaratır. Öğle yemeğini geçiştirmek ise şeker düşüklüğü belirtileri ile karşılaşmanıza yol açar. Uzun süre aç kalmak kan şekeri dengenizi bozar. Gün içinde uzun süre aç kalmama konusuna yeterince dikkat gösterirseniz, diyabete karşı etkin bir korunma sağlayabilirsiniz. Kan şekeriniz gün boyunca ne kadar dengeli seyrederse, şeker metabolizmanız o kadar iyi çalışır. Bu bağlamda “Şeker hastalığı geçer mi?” diye merak ediyor olabilirsiniz. Tip 1 diyabet kronik bir hastalıktır, ömür boyu devam eder. Tip 2 diyabeti ise doğru önlemlerle ve hekiminizin gözetiminde aşabilirsiniz. 

Sebze ve salata tüketiminizi arttırmalısınız.

Diyabetten korunma yolları içinde sebze ve salata tüketimi, şeker metabolizması üzerindeki baskıyı azaltıcı etkiye sahiptir. Nitekim sebzeler ve salatalar kan şekerini yükseltmediği gibi, dengede seyretmesine önemli bir katkı sağlar. Ayrıca, vücudun hissettiği tokluk hissini arttırır ve kilo kontrolüne yardımcı olur. Hem lezzetli, hem de besin değeri yüksek sebze ve salatalarla vücudunuzun karbonhidrat isteğini kontrol altında tutabilirsiniz. Bunlar aynı zamanda da şeker hastalığına iyi gelen yiyecekler arasındadır. Örneğin brokoli, ıspanak, lahana gibi sebzeler şeker hastaları için çok faydalıdır. Turpun faydaları da bu bağlamda yüksektir. Özellikle turp salatasıyla bu konuda güzel sonuçlar alırsınız. Tarçın, sirke ve sarımsak da şekerin dengelenmesine yardımcı olur. Mevsim salatanıza ekleyeceğiniz az miktarda sirke, kan şekerinizin doğal yollara dengelenmesine yardımcı olur. Kan şekeriniz doğal yollarla dengede kalırsa, pankreasınızdan yüksek miktarda insülin salgılanmasına gerek kalmaz. Bu da sizi insülin direnci ve diyabet riskine karşı korur. 

Uyku düzeninizi korumalısınız.

Şeker metabolizması üzerinde sağlıklı uykunun etkisi çok büyüktür. Uykunuzu iyi alırsanız, güne dinç bir şekilde başlar, gün boyunca enerjinizi yüksek tutabilirsiniz. Enerjinizi yükseltmek için şekerli gıdalara ihtiyaç duymazsınız. Uyku düzeniniz bozulduğunda ise enerjiniz düşer, vücudunuzun karbonhidrat isteği artar. Özellikle mevsim geçişlerinde uykusuzluk, vücudun karbonhidrat isteğini ciddi ölçüde arttırır. Buna bir de psikolojik sorunlar eklenince kişi, önüne geçmekte zorlandığı bir açlık duygusuyla karşılaşır. Vücuda giren fazla karbonhidrat nedeniyle kan şekeri yükselir. Günde ortalama 6-8 saat arasında uyumaya özen gösterirseniz, vücudunuz kendisini doğal olarak zinde hisseder. Bunun sonucunda karbonhidrat isteği azalır. Aynı zamanda şekere ihtiyaç da azalır. Gün içinde uykusuzluk çekiyorsanız, uykunuzu açmak için tüketeceğiniz içeceklerde şeker kullanmamaya dikkat etmelisiniz. Aksi durumda vücutta artan şeker nedeniyle kendinizi daha uykulu hissetmeniz mümkündür. Fakat şekersiz de olsa bu içecekleri fazla tüketmeniz uyku düzeninizi bozar. Bu gibi konularda ölçülü davranmakta yarar var. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

İlgili yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir