Hipoglisemi nedir?

Beyaz yakalılar arasında en yaygın sağlık sorunlarından biri hipoglisemidir. Halk arasında kan şekeri düşüklüğü olarak bilinen hipoglisemi daha çok diyabetle ilişkilendirilse de bozuk beslenme şekilleri nedeniyle diyabetten bağımsız olarak da gelişebilir. Bu konuda beyaz yakalılar en önemli risk grupları arasında yer almakta. Gün içinde toplantıdan toplantıya koşuşturup yemek yemeye fırsat bulamayan, uzun süre aç kalan, sağlıksız beslenerek şeker metabolizmasına zarar veren beyaz yakalılarda hipoglisemi daha sık görülmekte. Hipoglisemiyle mücadele için yapılması gereken en önemli şey, hipoglisemiyi iyi tanımak ve bundan kurtulma yollarını öğrenmektir. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, hipoglisemi hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. “Hipoglisemi nedir?”, “Hipogliseminin belirtileri nelerdir?”, “Hipoglisemi ataklarından kurtulmak için neler yapmak gerekir?” gibi soruların cevaplarını merak ediyorsanız bu yazımızda çok şey bulabilirsiniz. 

Kısaca Hipoglisemi

Hipoglisemiyi kısaca kan şekerinin düşmesi olarak tanımlayabiliriz. Kandaki şeker seviyesi, gün içinde çeşitli nedenlerden dolayı değişir. Metabolizmanın ihtiyaçları ve açlık-tokluk durumuna göre kandaki şeker seviyesi gün içinde artıp azalabilir. Metabolizmanın ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılaması için kullanılan glikozun kandaki seviyesi olması gereken düzeyin altına indiğinde hipoglisemi oluşur. Bu konuda kritik eşik 70 mg/dl’dir. Sağlıklı bir yetişkinde kan şekeri düzeyi, yemek yedikten sonra 130-150 mg/dl düzeyine çıkar. Şekerin metabolize edilmesiyle birlikte kandaki şeker düzeyinde de düşüş görülür. Yemekten sonra birkaç saat içinde kandaki şeker düzeyi iki haneli sayılara iner. Fakat kan şekerinin 70 mg/dl’nin altına inmesi, metabolizmanın enerji ihtiyacını karşılamasını olanaksız hale getirir. Bu duruma tüm metabolizma, hipoglisemi atakları denilen tepkilerle cevap verir. Bu ataklar beyin fonksiyonlarına zarar vermeye başladığında, hasta için hayati riskler oluşur. Çünkü beynin tek enerji kaynağı kan şekeridir. Kan şekerinin düşmesi durumunda beyin fonksiyonları düzgün şekilde çalışmaz. 

Gün içinde kan şekeri seviyesi düşmeye başlayıp 70 mg/dl düzeyine yaklaştığında, beyinden gelen uyartılar sonucunda kişide tatlı bir şeyler yeme ihtiyacı oluşur. Halk arasında tatlı krizi olarak ifade edilen bu uyartı aslında, beynin ve metabolizmanın kendisini korumaya dönük olarak verdiği bir işarettir. Şeker düşmesi 70 mg/dl’nin çok altına inerse bu uyartının şiddeti de artar. Hal böyle olunca hasta, kan şekerini hızlı bir şekilde yükselten besinlere yönelir. Normal açlık hissinden çok daha şiddetli bir istek olan açlık krizi, şeker miktarı normal gıdalarla giderilmesi güç bir açlıktır. Fakat ne var ki, kan şekerini bir anda ve yüksek miktarda arttıran bu ürünler, pankreas tarafından insülin salgılanmasına neden olur. İnsülinle birlikte kan şekeri tekrar düşeceği için hipoglisemi hastaları kendilerini zor bir kısırdöngü içinde hisseder. Yüksek şeker nedeniyle hastanın kilo ve sağlık endişesi hissetmemesi için beyin mutluluk hormonu salgılar. Böylelikle kişi, tükettiği yüksek şekerli gıdalardan suçluluk duymak yerine mutluluk duyar.

Hipoglisemi belirtileri nelerdir?

Kan şekeri düşüklüğünün devam etmesi, hatta 50 veya 40 mg/dl düzeyine inmesi tıp literatüründe hipoglisemi olarak tanımlanır. Hipogliseminin ilk ve en önemli belirtisi, yukarıda da temas ettiğimiz gibi, beyinden gelen uyartılar sonucu kişinin tatlı bir şeylere yönelik güçlü bir istek duymasıdır. Hipogliseminin diğer belirtileri, kişiden kişiye farklı olabilir. Çünkü her canlının metabolizması birbirinden farklıdır. Kan şekeri düşüklüğüne göstereceği tepkiler ve bu tepkilerin şiddeti de bu nedenle farklı olabilir. Örneğin, kimi insanlarda kan şekeri düzeyi 80 mg/dl düzeyinde seyretse bile hipoglisemi belirtileri ortaya çıkabilir. Ya da 50 mg/dl düzeyinde olduğu halde bile önemli bir tepki oluşmayabilir. Metabolik farklılıkların yanı sıra genetik ve çevresel etkenler de belirtilerin ortaya çıkmasını engelleyebilir. Örneğin, kimi insanlarda kan şekerinin düşmesi çok kısa bir sürede gerçekleşirken, kimi insanlarda bu süreç daha uzun olabilir. Üstelik, uzun süredir hipoglisemi sorunu yaşayan hastalarda metabolizma, hipoglisemiye karşı hiçbir tepki vermemeye de başlamış olabilir. Ki bu durum, hastanın ölüm riskine yol açar. 

Metabolik farklılıklara rağmen hipogliseminin belirtileri arasında aşırı titreme ve üşüme ile düzensiz kalp atışları, en sık görülen belirtilerdir. Bu belirtilerin yanı sıra hastanın dil ve yanak çevresinde karıncalanma ya da parmaklarda uyuşma görülebilir. Herhangi bir neden olmaksızın kendisini gergin, kaygılı ve stresli hisseden hipoglisemi hastaları, aşırı şekerli gıdalar tüketerek kendilerini mutlu hissedebilir. Fakat ne var ki, pankreastan salgılanan insülinle birlikte kan şekeri tekrar düşeceği için hipoglisemi belirtileri tekrar eder. İleriki aşamalarda hastanın ten rengi soluk görünebilir. Herhangi bir ağır efor gerektiren iş yapmamış olsa bile kendisini yorgun hisseden hasta, şeker metabolizmasındaki düzensizlik nedeniyle kendisini hiçbir zaman sağlıklı ve zinde hissedemez. Hipogliseminin en ileriki aşamalarında ise düşme ve bayılma, bilinç kaybı, unutkanlık gibi belirtiler görülebilir. 

Hipoglisemi nedenleri nelerdir?

Hipogliseminin farklı nedenleri olmakla birlikte en önemli nedeninin sağlıksız beslenme olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim, sağlıksız beslenme nedeniyle şeker metabolizması zarar görür ve kan şekerinin dengede seyretmesi gerçekleşmez. Sağlıksız beslenmenin yanı sıra yanlış ve gereksiz ilaç kullanımı, aşırı alkol tüketimi, aşırı stres, ileri yaşta fazla egzersiz yapmak gibi nedenlerle de kişide hipoglisemiye rastlanabilir. Diyabet hastalarının büyük bir bölümü aynı zamanda da hipoglisemi hastasıdır. Tip 1 diyabet hastalarında pankreas yeterli düzeyde insülin üretmez, bu nedenle dışarıdan insüline ihtiyaç vardır. Tip 2 diyabet hastalarında ise metabolizma insüline yeterli düzeyde cevap vermez. Gereğinden fazla insülin veya oral antidiyabetik kullanması sonucu diyabet hastalarında hipogliseminin etkileri daha şiddetli görülebilir. Ayrıca çeşitli mide ve bağırsak sorunları, mide küçültme ve zayıflama ameliyatları da hipoglisemiye yol açabilir. 

Hipoglisemi çeşitleri nelerdir?

Hipoglisemi çeşitleri içinde iki temel kategoriden bahsedilebilir. Bunlardan ilki, diyabete bağlı hipoglisemidir. Şeker türleri içinde vücudun en önemli enerji kaynaklarından biri olan glukozun doku ve hücreler tarafından kullanılabilmesi için pankreasın insülin salgılaması gerekir. İnsülinle birlikte glukoz hücrelere girer ve hücrelerin enerji ihtiyacı karşılanır. Diyabet hastaları glukozu hücre içinde kullanamadığı için glukoz, karaciğer tarafından glikojene dönüştürülür ve yağ dokusunda depolanır. Vücutta artan yağlanmayla birlikte hasta hem şeker, hem de yağ metabolizmasında çeşitli sorunlar yaşar. Diyabete bağlı hipoglisemide hastanın kullandığı insülin miktarını doğru ayarlaması çok önemlidir. Tip 1 diyabet hastalarının bağışıklık sistemi, insülin yapımından sorumlu beta hücrelerini zedelediği için pankreas insülin salgılayamaz. Tip 2 diyabet hastalarında ise pankreas, yeterli miktarda insülin salgılayamaz veya salgıladığı insülin vücutta yeterli derecede kullanılamaz. Her iki durumda da alınan fazla insülin, hastada hipoglisemiye yol açar. 

Hipogliseminin ikinci türü ise reaktif hipoglisemidir. Reaktif hipoglisemi nedir, diye merak ediyorsanız hipogliseminin en sık rastlanan türü olduğunu söyleyebiliriz. Reaktif hipoglisemide hasta, tükettiği şekerli gıdaların ardından kan şekerinin hızlıca yükseldiğini hisseder. Fakat bu durumda pankreas da hızlıca insülin salgılayacağı için kan şekeri hızlıca düşer. Hipogliseminin reaktif olarak tanımlanan bu türü, doğrudan doğruya tüketilen şekerli gıdalarla ilgilidir. Reaktif hipoglisemi belirtileri görülen hastalarda bozuk beslenme şekillerinin terki bu sorundan kurtulmada büyük önem taşır. Hastanın yüksek şekerli gıda tüketmeye devam etmesi sonucu reaktif hipoglisemi kronik bir hastalık haline gelebilir ve reaktif hipoglisemi belirtileri hastada ömür boyu devam eder. Bu noktada, reaktif hipoglisemi şeker hastalığı mıdır, diye merak edilebilir. Aslında bu ikisi farklı konular olmakla birlikte hastanın şeker metabolizmasındaki bozukluğa işaret eder. Reaktif hipoglisemiye yol açan beslenme şekilleri ortadan kaldırıldığında hipoglisemi oluşmuyorsa, kişide diyabet olduğu söylenemez. Fakat kesin tanı için kişinin açlık ve tokluk kan şekeri değerlerini ölçtürmesi gerekir. 

Kan şekeri dengelenmezse ne olur?

Hipoglisemi belirtilerinin artarak devamı halinde kişi, hayati risklerle karşı karşıya kalabilir. Kandaki şeker seviyesi azaldıkça, uykuya eğilim hissi artar ve kişi, komaya girme tehlikesiyle karşılaşır. Koma halinde bilinç kaybı ortaya çıkar ve beyin travması görülebilir. Hipoglisemi atakları sırasında kişinin geçici bellek kaybı yaşaması mümkündür. Enerji ihtiyacı karşılanamadığı için beyin fonksiyonlarının gördüğü zarar zaman içinde fonksiyon kaybına yol açabilir. Orta yaş ve üzerinde hipoglisemiye bağlı atakların etkileri daha yüksek olabilir. İleri yaşlarda görülen atakların beyne verdiği zararlar çok daha yüksektir. Bu belirtiler bazen tek başına ortaya çıkabileceği gibi, bazen birlikte de görülebilir. Fakat bununla birlikte, bu belirtiler her zaman kişide hipoglisemi varlığına işaret etmeyebilir. Kan şekeri dengesizliği sonucu oluşan bu belirtiler, başka birçok sağlık sorununa da işaret edebilir. Bu belirtilerin hipoglisemi nedeniyle oluşup oluşmadığını anlamak için kan şekeri testi yaptırmaktan başka seçenek yoktur. 

Hipoglisemi nasıl tedavi edilir?

Hipoglisemi tedavisi konusunda bugüne kadar kesin bir tedavi şekli maalesef bulunamadı. Hastaların kesin tedaviden ziyade, atakların üstesinden nasıl geleceklerini öğrenmeleri ve buna uygun şekilde davranmaları gerekmekte. Bunun için ilk olarak, beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmeleri şart. Hipoglisemiye yol açan bozuk beslenme şekillerini terk eden hastalarda atak geçirme düzeyinde ciddi bir azalma görülmekte. Bu durum, rekatif hipoglisemide daha belirgin şekilde ortaya çıkmakta. Çünkü reaktif hipoglisemi belirtileri bozuk beslenme şekilleriyle doğrudan ilgili. Nedenleri ortadan kaldırmak bunun için etkin sonuçlar doğuruyor. Diyabete bağlı hipoglisemide ise hastanın mutlaka hekimle iletişim halinde olması gerekmekte. Kullandığı insülinin miktarını azaltmak veya oral antidiyabetik kullanımını sınırlandırmak bu konuda etkin bir çözüm sağlayabilir. Ve tabii, kişinin genel sağlık durumuna dikkat etmesi, stresten uzak durması ve egzersiz yapması da hipoglisemi tedavisinde etkin sonuçlar elde etmesine yardımcı olur. 

Hipoglisemi ataklarından kurtulmak için neler yapmak gerekir?

Hipoglisemi konusunu ele aldığımız yazımızın bu kısmında, hipoglisemi ataklarından kurtulmak için neler yapmak gerektiğine kısaca işaret edeceğiz. Fakat şu noktayı özellikle vurgulayalım. Burada paylaşacağımız bilgiler yalnızca koruyucu hekimlik bağlamında olup hiçbir tedavi edici niteliğe sahip değildir. Eğer hipoglisemi hastası olduğunuz yönünde bir şüpheniz varsa, mutlaka bir sağlık kuruluşuna giderek kan şekerinizi ölçtürmelisiniz. Kesin teşhisin konulması durumunda sizin için en doğru önerileri ve yönlendirmeleri hekiminiz yapacaktır. Hipoglisemiye karşı çoğu zaman yanlış ve eksik bilgilerden dolayı ezbere birtakım yönlendirmeler yapılabiliyor. Söz gelişi, hipoglisemi bitkisel tedavisi adına yapılan öneriler arasında kan şekerini düşüren bitki çaylarına bile yer verilebiliyor. Ki bunun anlamı, hastanın yaşadığı hipoglisemi ataklarının daha da kötü hale gelmesine zemin hazırlamaktır. Bu gibi yanlış ve zararlı bilgilere karşı dikkatli olmalısınız. 

Sağlıklı beslenmelisiniz.

Ofix Blog‘da daha önce pek çok kez bahsettiğimiz gibi sağlıklı beslenme, sağlıklı ve iyi bir yaşam için temel kuraldır. Öyle ki, Antikçağ’dan bu yana hemen her toplumda sağlıklı beslenmenin önemine işaret eden hekimlere sıkça rastlanır. Neleri yiyip nelerden uzak durmanız gerektiğine dikkat eder, yiyecek çeşitliliğinizi arttırır ve vücudunuzun ihtiyaçlarına göre ölçülü ve dengeli beslenirseniz, pek çok hastalık riski zaten kendiliğinden ortadan kalkar. Konu hipoglisemiye geldiğinde sağlıklı beslenmenin önemi çok daha fazla hissedilmekte. Hipoglisemiden ötürü herhangi bir sağlık sorunu yaşamamak için beslenmenizde kan şekerinizi dengeleyen besinlere öncelik vermelisiniz. Genel olarak mevsim sebzeleri, protein düzeyi yüksek besinler, beyaz et, kuru baklagiller, süt ve kuruyemişler hipoglisemi ataklarından kurtulmaya katkı sağlar. Bal, reçel, pekmez, gazlı içecekler ve meyve suları, unlu ve şekerli tatlılar ve türevleri ise atakların sayısını ve şiddetini arttırır. 

Öğün atlamamalısınız.

Hipoglisemi hastalarının öğün atlaması ve uzun süre aç kalması, kan şekeri düşüklüğünü arttıracağı için atakların şiddetini arttıracaktır. Ana öğünlerde almanız gereken kaloriyi uygun yiyeceklerden alır ve kan şekerinizi fazla yükseltmezseniz, kandaki şeker miktarını azaltmak için pankreastan daha az insülin salgılanır. Başka deyişle, öğün atladığınız için daha fazla acıkır ve daha fazla şekerli gıda tüketirseniz, pankreasınızdan daha fazla insülin salgılanacağı için hipoglisemi atakları artacaktır. Öğün atlama aynı zamanda insülin direncine de yol açabiliyor. Gün içinde ne kadar yoğun bir tempoyla çalışırsanız çalışın, yemek yemek için mutlaka zaman ayırmalısınız. Halihazırda devam eden koronavirüs salgını nedeniyle ofiste yemek temini veya sağlıklı beslenme konusunda güçlük çekiyor olsanız bile, geliştireceğiniz yaratıcı çözümler sayesinde hipoglisemi ataklarından kendinizi koruyabilirsiniz. Unutmayın ki, vücudunuzun tatlı krizine girmesi neden değil, sonuçtur. Vücudunuzun sesine doğru şekilde kulak verirseniz bu krizlerden kurtulabilirsiniz. 

Bisküvi, kraker, gofret gibi atıştırmalıklardan uzak durmalısınız.

Masa başı işlerde çalışan beyaz yakalılar, iş sırasında bisküvi, kraker, gofret gibi atıştırmalık tüketmeyi tercih edebiliyorlar. Eğer herhangi bir sağlık sorununuz yoksa ve bu gibi ürünler sizi motive ediyorsa, aşırıya kaçmadığınız sürece bunları tüketebilirsiniz. Fakat hipoglisemi veya diyabet konusunda kesin teşhis konulmuşsa, atıştırmalık ürün tüketiminden kesinlikle uzak durmalısınız. Çünkü bu ürünler, yüksek miktarda şeker içermenin de ötesinde, yüksek fruktozlu mısır şurubu içerebilmekte. Kamuoyunun bu konuda yakın dönemde farkındalıklarının artması sonucu paketlere artık yüksek fruktozlu mısır şurubu yerine mısır nişastası da yazılabilmekte. Oysa ikisi aynı şeydir ve ikisi de şeker metabolizmasını olumsuz etkiler. Hacmi itibariyle küçük görünen bir bisküvi veya krakerde bile çok yüksek miktarda şeker ya da yüksek fruktozlu mısır şurubu bulunabilir. Ki bu durum, hipoglisemi ataklarının kısa süreliğine bastırıldıktan sonra tekrarından başka bir sonuç doğurmaz. 

Meyve tüketiminize dikkat etmelisiniz.

Birçok meyvede yüksek düzeyde şeker bulunur. Meyve şekeri olan fruktozun metabolize edilmesinde aldolaz B enzimi etkin bir rol üstlenir. Fakat vücutta aldolaz B enzimi yeterince üretilememekteyse, fruktoz karaciğerde metabolize edilemez. Fruktoz intoleransı olarak bilinen bu durumda fruktoz, hücrelerde toksik etkisi olacak şekilde birikmeye başlar. Kan şekeri glukozla aynı etkilere sahip fruktozun metabolize edilmemesi şeker metabolizmasına zarar verir. Glisemik indeksi yüksek meyvelerin başında karpuz, kavun, üzüm, incir gibi meyveler gelir. Kan şekerini hızlı yükselten bu meyveler, artan insülin miktarına bağlı olarak kan şekerinin hızlı düşmesine ve açlık hissinin artmasına yol açar. Hipoglisemi hastalarının bu meyvelerden kesinlikle uzak durması gerekir. Bunların yerine elma, armut, kuru kayısı gibi meyveler tercih edilebilir. Günlük meyve tüketimi konusunda 1 porsiyon ölçüsünü de aşmamak gerekir. Nitekim, glisemik indeksi düşük meyvelerin aşırı tüketimi de hipoglisemi ataklarına yol açabilir. 

Hızlı yememeli, yavaş çiğnemelisiniz.

Hızlı yemek yemek, pek çok mide ve bağırsak hastalığına yol açabilmekte. Hazımsızlık ve kabızlık gibi şikayetlerle belirti vermeye başlayan bu hastalıklar, ileriki aşamalarda hastanın yaşam kalitesi ve iş performansını ciddi ölçüde düşürebilmekte. Mide ve bağırsak hastalıkları aynı zamanda şeker metabolizması üzerinde de olumsuz etkilere yol açmakta. Hızlı çiğnenen besinler midede yeterince sindirilmeden bağırsaklara taşınır ve kısa sürede acıkmaya yol açar. Artan açlık hissi, yemek tüketimini arttırır ve kan şekerini yükseltir. Buna bağlı olarak kandaki insülin miktarı artar ve hipoglisemi riski oluşur. Yemek yerken tüm lokmaları yavaş çiğneyerek yutarsanız, tokluk hissini daha iyi şekilde alıp gereksiz kalori tüketmekten sakınabilirsiniz. Lokmaları yeterince çiğnemeden yutan hastaların hipoglisemi atakları sırasında aşırı terleme ve uyku nöbetleri yaşadıkları bilinmekte.

Editörün Tavsiyesi: Tadım Naturel Çiğ Karışık Kuruyemiş 180 g

Hipoglisemi hastalarında görülen en yaygın davranış şekli, yanlarında sürekli şeker veya şekerli gıdalar bulundurmak oluyor. Oysa, hipoglisemi ataklarından kurtulmak adına şeker tüketimi arttırıldığında, yeni ve daha şiddetli ataklara zemin hazırlanıyor. Hipoglisemiyle mücadelede en önemli nokta, kan şekerinizin düzenli seyretmesini sağlamaktır. Düşüş hissettiğiniz anda kan şekerinizi fazla yükseltmeyen besinlerle dengeyi tekrar sağlamalısınız. Bu konuda kuruyemişler en doğru tercihlerden biri olabilir. Kan şekerinizin düştüğünü hissetmeye başladığınız anda tüketeceğiniz birkaç adet fındık, ceviz veya bademle vücudunuzda insülin miktarınızı arttırmadan kan şekerinizi dengeleyebilirsiniz. Bu bağlamda örneğin, çanta veya çekmecenizde bir paket Tadım Naturel çiğ karışık kuruyemiş 180 g ürünümüzden bulundurabilirsiniz. Bu ürünler için fiyat bilgisi öğrenme ve sipariş işlemlerinizi buradan yapabilirsiniz. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir