İbrahim Müteferrika: Türk matbaasının kurucusu…

Macar asıllı Osmanlı yayıncı ve devlet adamı İbrahim Müteferrika, gençlik yıllarında tanıştığı matbaacılıktan çok etkilendi. İstanbul’a gelip Müslüman olduktan sonra çeşitli devlet kademelerinde bulundu, bir taraftan da matbaacılık üzerinde çalıştı. 1719 yılında basımını yaptığı Marmara Denizi haritası, Osmanlı’da basılan ilk belge oldu. 1727 yılında kurulan Darü’t-Tıbaati’l Amire isimli ilk Osmanlı matbaasında 1745’e kadar 17 kitap bastı. Bu kitapların toplam basım adedi 9700’e, satış adedi ise 6725’e ulaştı. Basımını yaptığı kitapların çevirilerini bizzat yaptı, kitaplara önsözler yazdı, çeşitli açıklamalar ve eklerle kitaplara ilgiyi arttırmaya çalıştı. Kitapları daha çok ilmiye sınıfı satın alırken halkın kitaplara ilgi göstermemesinin esas nedeni tezhip (süsleme) içermemesiydi. Bu sorunu çözmek için yeni yöntemler geliştirdi. Bu bakımdan İbrahim Müteferrika ismi sadece Türk matbaası için değil, Türk yayıncılık tarihi için de büyük bir öneme sahip. Bir Ofix Blog klasiği olan başarı hikayeleri köşemizde bu hafta, İbrahim Müteferrika‘nın hayatından kesitler sunarak başarı hikayesini okurlarımızla paylaşacağız. 

İbrahim Müteferrika kimdir?

İbrahim Müteferrika, bugünkü Romanya sınırları içinde yer alan Kaloşvar kentinde 1674 yılında dünyaya geldi. Gerçek adı ve Müslüman olmadan önceki hayatı hakkında tarihsel kaynaklarda herhangi bir bilgi bulunmamakta. Ancak Risale-i İslamiyye‘yi inceleyen araştırmacılar, İbrahim Müteferrika‘nın teslise karşı çıkan ve tek tanrı inancını benimseyen Unitarius mezhebine bağlı olduğunu değerlendirmekte. Bu mezhebin en önemli özelliği, Macaristan’da Katolik Kilisesi‘nin tezlerine karşı çıkıp halkı bilinçlendirmek için matbaacılık alanında faaliyet göstermesiydi. Unitarianların gerçekleştirdiği basım işleri, Macarların Katolik bağnazlığından kurtulmalarına katkı sağladı. Macaristan’ın en büyük matbaası, 1689 yılında Mihail Kiss tarafından kurulmuştu. İbrahim Müteferrika‘nın Müslüman olmadan önce Kaloşvar’da ilahiyat eğitimi yaparken Unitarius mezhebine ve matbaacılık işlerine ilgi duyduğu düşünülmekte. Bu dönemde Mihail Kiss ile tanışmış olması ve matbaacılığı ondan öğrenmiş olması da mümkündür. Döneminin en önemli harf döküm ustası olan Mihail Kiss gibi ileride İbrahim Müteferrika da harf döküm konusunda büyük başarılar elde edecekti. 

İbrahim Müteferrika‘nın gençliği Erdel Prensliği’nde geçti. Bir görüşe göre Habsburgların Erdel’e saldırısı sırasında Erdel prensiyle birlikte Osmanlı’ya sığındı. Bir başka görüşe göre ise Erdel’e yapılan Osmanlı akınları sırasında esir alınarak İstanbul’a getirildi. İstanbul’a nasıl geldiği tam olarak bilinmese de burada Müslüman olduğu ve sarayda göreve başladığı kesin olarak bilinmekte. Saraydaki görevi, padişah ile vezirlerin işlerine bakan müteferrikalıktı. Bu nedenle, Müslüman olduktan sonra aldığı İbrahim isminin yanında Müteferrika unvanı soyadı olarak kullanılmakta. Kendisi ayrıca yabancı dil bilmesinden dolayı yabancı devletlerle ilgili işleri sürdüren heyetlerin içinde yer aldı. Macaristan’dan gelen heyetlerin tercümanlığını yaptı. 1710 yılında yazdığı Risale-i İslamiyye eseriyle saraydan büyük ilgi gördü. Bu sayede hacegan (memur sınıfı içinde üst rütbelerden biri) rütbesine ataması gerçekleşti. 1715 yılında Viyana’da, 1716 yılında Belgrad’da Osmanlı Devleti’ni temsil etti. Bu ziyaretleri sırasında matbaanın icadı ile Avrupa’da gelişen baskı teknikleri üzerine çeşitli incelemeler yaptı. 

Osmanlı’nın İlk Matbaası

İbrahim Müteferrika, gençliğinde öğrendiği ve Avrupa ziyaretleri sırasında daha yakından incelediği basım tekniklerini Osmanlı’da ilk olarak 1710’ların sonlarına doğru kullanmaya başladı. Devlet adamlığı ve tercümanlığının yanı sıra basmacı olarak anılmasının nedeni buydu. 1719 yılında basımını gerçekleştirdiği Marmara Denizi haritası, Osmanlı döneminde baskı teknikleriyle basılan ilk belge oldu ve büyük bir heyecan yarattı. Başka bir deyişle İbrahim Müteferrika, ilk Osmanlı matbaası kurulmadan çok önce matbaa araçlarıyla basım yapmaya başlamıştı. Devlet arşivlerinden anlaşıldığına göre kendisi harita basmak için gerekli izinleri de almıştı. Nitekim 1719 yılına ait harita klişeleri, bu tarihte Müteferrika matbaasının mevcut olduğunu göstermekte. Ancak bu matbaada kaç adet harita bastığını veya başka neler bastığını bilmiyoruz. Zaman içinde matbaacılık alanında kendisini geliştirirken kaynak ve teçhizat noksanlığı nedeniyle büyük sıkıntılar çekti. Ayrıca basım işlerinde kendisine yardım edecek birilerini bulması da kolay olmadı. Daha sonra tanıştığı Mehmed Said Efendi, ilk Osmanlı matbaasının kuruluşunda önemli bir rol üstlendi. 

İbrahim Müteferrika ismini Türk matbaası için önemli hale getiren esas gelişmeler, 1720’li yılların ikinci yarısında yaşandı. Nitekim dönemin sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, Paris’e elçi olarak Yirmisekiz Mehmed Çelebi‘yi gönderdi. Bu ziyaret sırasında Yirmisekiz Mehmed Çelebi‘ye oğlu Mehmed Said Efendi eşlik etti. Paris’te bulunduğu süre içinde Yirmisekiz Mehmet Çelebi Fransızlarla ilgili gözlemler yaptı. Oğlu da Parislilerin özellikle günlük yaşamlarını ve iş hayatlarını inceledi. Paris’te bir matbaaya yaptığı ziyaret, Mehmed Said Efendi üzerinde büyük bir etki bıraktı. İstanbul’a döndükten sonra İbrahim Müteferrika ile tanışan Mehmed Said Efendi, İstanbul’da matbaa kurulmasını çok istiyordu. Bu düşüncesini Nevşehirli Damat İbrahim Paşa‘a iletti ve Paşa‘nın desteğini almayı başardı. Bununla birlikte matbaanın açılma izni ancak dini olmayan eserlerin basımı için verildi. Şeyhülislam Abdullah Efendi, dinle ilgili olmayan eserlerin matbaada basılabileceği yönünde fetva verdi. Padişah III. Ahmet‘in de uygunluk fermanı vermesiyle 16 Aralık 1727 tarihinde Darü’t-Tıbaati’l Amire ismiyle ilk Osmanlı matbaası kuruldu. 

İbrahim Müteferrika ve Türk Matbaası

Darü’t-Tıbaati’l Amire‘de kullanılan matbaa makinesi ve Latin harfleri kalıpları yurt dışından geldi. Arap harflerinin kalıplarının ise İbrahim Müteferrika tarafından yapıldığı değerlendiriliyor. Bu matbaada İbrahim Müteferrika, bir süre Mehmed Said Efendi ile birlikte çalıştı. Fakat devlet görevi nedeniyle Mehmed Said Efendi ayrılmak durumunda kalınca matbaanın tüm yükü İbrahim Müteferrika‘nın üzerine kaldı. 1729 yılında basılan Vankulu Lügati, Osmanlı matbaasında basılan ilk kitap oldu. Vankulu Lügati‘nden sonra tarih ve coğrafya alanlarıyla ilgili çeşitli kitaplar ve sözlük basımı gerçekleşti. Örneğin 1732 yılında Usul el-Hikem fi Nizam ül-Ümem matbaada basımı gerçekleşen kitaplar arasında yer aldı. Çeviri eserlerde ise Fiyuzat-ı Mıknatısiye‘nin basımı da aynı tarihte gerçekleşti. Böylelikle matbaada basımı gerçekleşen toplam eser sayısı 17’yi buldu. Cilt sayısı ise 22’ye ulaştı. Bu kitapların büyük bir bölümünü Osmanlı bürokrasisi ve ilmiye sınıfı satın aldı. Dolayısıyla, ilmiye sınıfının matbaada basılan kitapları satın alması, başlangıçta ulemanın matbaaya karşı olmadığını göstermekte. 

İbrahim Müteferrika ve Osmanlı matbaası, İstanbul’da kağıt ihtiyacının artmasına neden oldu. Bu ihtiyacı karşılamak için Yalova’da Kağıthane-i Yalakabad (Yalova Kağıthanesi) isimli bir kağıt fabrikası hizmete başladı. İbrahim Müteferrika, Arap harflerinin yanı sıra Latin harfleriyle de çeşitli kitaplar ve ayrıca kataloglar bastı. Bunları Avrupa’nın değişik bölgelerinde satışa çıkardı. Örneğin Cizvitlere, tanesi 2.5 kuruştan 200 adet Grammaire Turque sattı. Ne var ki, İbrahim Müteferrika kitapları yüksek satış rakamlarına ulaşamadı. Nitekim Müteferrika matbaasında basılan kitapların satış adetleri oldukça düşük düzeyde kaldı. Örneğin Lügat-i Ferheng-i Şu’uri 500 adet basıldığı halde 6 yıl içinde sadece 91 adet sattı. Aynı adette basılan Raşid Tarihi‘nin satış adedi 194 ile sınırlı kaldı. Diğer taraftan Katip Çelebi‘nin büyük eseri Cihannüma, 15 yıl içinde sadece 251 adet sattı. En yüksek satış başarısı yakalayan kitaplardan biri olan Naima Tarihi‘nin satış adedi 388’i geçemedi. Vankulu Lügati ise 18 yıl içinde 500 adetlik ilk baskısını tümüyle satmayı başardı. 

Türk Matbaasında İbrahim Müteferrika’nın Önemi

İbrahim Müteferrika sıradan bir matbaacı olmanın ötesinde, Osmanlı tarihinin aslında ilk yayıncısıydı. Basımını yaptığı kitapların çevirilerini bizzat yapıyor, kitaplara önsözler yazıyor, buna ek olarak çeşitli açıklamalar yapıyordu. Aynı zamanda da kitapların süsleme ve çizimlerini bizzat yapıyordu. Yüzlerce yıllık bir geçmişe sahip olan yazma eserlere oranla matbaada basılan eserlerin önemli bir dezavantajı vardı. Nitekim Türklerin geleneksel el sanatları içinde yer alan tezhip (süsleme) sanatı, kitap sayfalarını adeta bir sanat eseri haline getiriyordu. Başka bir deyişle her bir yazma eser, tezhip sanatıyla ayrı bir estetik değere sahipti. Oysa basma eserler bu standartların altındaydı. Her ne kadar basma eserler maliyet ve süre konusunda büyük bir avantaja sahip olsa da tezhip içermiyordu. Bu yüzden bu eserler halkın yeterince ilgisini çekmedi. Bunun üzerine İbrahim Müteferrika, basma eserlerde süsleme yapmak için kullanılabilecek yeni yöntemler geliştirdi. Ayrıca bizzat kendisinin yazdığı telif eserlerle de konu yönünden halkın ilgisini çekecek kitapların oluşmasını sağladı. 

1729 yılından 1745’e kadar İbrahim Müteferrika, Darü’t-Tıbaati’l Amire‘nin yönetimini bizzat üstlenerek toplamda 17 kitap bastı. Tüm kitapların toplam basım adedi 9700 iken, satış adedi 6725 olarak gerçekleşti. Buna ek olarak her kitapla birlikte basım yöntemlerini geliştirdi. Ayrıca halkın kitaplara ilgisini çekmek için çeşitli çalışmaların içinde bulundu. Özellikle tarih ve coğrafya kitaplarına eklediği harita ve diğer ekler, kitapların anlaşılmasına büyük katkı sağladı. Bundan dolayı İbrahim Müteferrika ismi, Türk matbaasının yanı sıra Türk yayıncılık tarihi için de büyük bir öneme sahiptir. Müteferrika‘nın vefatından sonra matbaanın işletme izni, Rumeli kadılarından İbrahim Efendi ile Anadolu kadılarından Ahmed Efendi‘ye verildi. Ne var ki, 1757 yılında basılan tek kitap dışında matbaada herhangi bir basım faaliyeti gerçekleşmedi. Üstelik bu da Vankulu Lügati‘nin yeni baskısıydı. 1784 yılına kadar matbaada başka hiçbir faaliyet gerçekleşmedi. Vefatının ardından Aynalıkavak Kabristanı‘na defnedilen İbrahim Müteferrika‘nın naaşı, 1942 yılında bugünkü yeri olan Galata Mevlevihanesi‘ne nakledildi. 

Tüm okurlarımızın her gününün bir başarı hikayesi ile geçmesini diliyoruz… 

İlgili yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir