İş’te Küçük Prens

Antonie de Saint Exupery’nin ilk kez 6 Nisan 1943’te yayınlanan çocuk kitabı Küçük Prens, bugüne kadar 265’ten fazla dile çevrildi. Bu dillerin yanı sıra aynadan okunabilen, cep telefonu kodlarına çevrilen, Mors alfabesiyle basılan örnekleri de mevcut. Eser ayrıca, pek çok kez tiyatro ve opera sahnesine taşındı. 12 kez de sinemaya uyarlandı. Sahra Çölü’ne düşen pilot Exupery’nin Küçük Prens’le esrarengiz bir şekilde karşılaşmasını ve Küçük Prens’in ziyaret ettiği gezegenlerde yaşadıklarını anlatan bu eser, küçük bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyasını sorgulamakta. Bu sorgulamalar içinde beyaz yakalıların iş dünyası da yer alıyor. Ofix Blog’da bugünkü yazımızda, büyük küçük hemen herkesin keyifle okuduğu kitaplardan biri olan Küçük Prens’i kısaca tanıtacak ve beyaz yakalılar için alınabilecek derslere kısaca deyineceğiz. 

Küçük Prens neden çok tuttu?

Küçük Prens’in satış başarısını tek bir nedene bağlamak oldukça güç. Exupery’den istediği koyun, çiçeğine karşı duyduğu sorumluluk ve suçluluk duygusu, tilkiyle kurduğu dostluk ve daha pek çok olay, sembolik bir anlatıma sahip. Bu yönüyle ırkçılığın, önyargıların, yabancılaşmanın ve cehaletin sorgulandığı bu eser, çocuk duyarlılığı ve naifliğiyle bizi içsel bir yolculuğa sürüklüyor. Bu yolla kendimizi ve dünyamızı sorgulamamızı sağlıyor. Değerlerin yeniden değerli hale gelmesine zemin hazırlıyor. Dolayısıyla Küçük Prens, bir çocuk kitabı olmanın çok ötesinde, aslında daha genel anlamda modernizmin sorgulandığı önemli bir felsefi eser niteliğinde.

Küçük bir çocuğun gözünden yalnızlık, korku, tecrit, baskı, güç arzusu vb. duygu ve eğilimleri sorgulayan bu eser, yalnızca hikayesiyle değil, aynı zamanda yazarının yaptığı çizimleriyle de çocukları çok etkilemekte. Eser aynı zamanda bizden de bir iz taşımakta. Yaptığı keşfi geleneksel kıyafetleri nedeniyle ilgi uyandırmayan bir Türk bilim adamının kıyafetlerindeki değişimden sonra Avrupa’da bu keşfe duyulan ilginin artması, Avrupalıların bilim alanında bile sahip olduğu önyargıların bir eleştirisi niteliğinde.

Antonie de Saint-Exupery ve Küçük Prens

Antonie de Saint-Exupery, 1900 yılında Fransa’nın Lyon şehrinde bir aristokratın beş çocuğundan üçüncüsü olarak doğdu. Babasını henüz 4 yaşındayken yitirdi. Diğer kardeşleri gibi Antonie de ilk eğitimini, son derece kültürlü bir kadın olan annesinden aldı. Ancak, okula başladığında kardeşleri kadar başarılı olamadı. Antonie’nin ödevlerle arası pek iyi olmadığı gibi, uçaklara olan yoğun merakı da derslere yoğunlaşmasını engelledi.

12 yaşına geldiğinde, uçaklara olan ilgisi tüm derslerin önüne geçti. Evlerinin yakınındaki havaalanına gizlice giderek ilk uçuş deneyimini gerçekleştirdi. Liseyi bitirdikten sonra, annesinin yoğun ısrarı nedeniyle pilot olmaktan vazgeçti, denizcilik okuluna kaydoldu. 19 yaşına geldiğinde, mimarlık fakültesine kayıt yaptırdı. İki yıl sonra orduya çağrıldı. Eğitimini yarıda keserek askere gitti. Fransız Hava Kuvvetleri’nde teknisyenlik yaptı. Strasbourg’da pilotluk eğitimi aldı.

Askeriliğini bitirdikten sonra, pek çok işte çalıştı. Fakat ticarette hep başarısız oldu. Bu arada, yazarlığa merak sardı. İlk romanı Güney Postası, yazarın uçma merakının izlerini yansıtan güzel bir eseri. 35 yaşına geldiğinde, Saha Çölü üzerinde bir hız denemesi sırasında uçağı arızalandı ve çöle düştü. Çölde geçirdiği 4 günlük zorunlu bekleyiş, oradan geçmekte olan bir bedevinin yardımıyla sona erdi. II. Dünya Savaşı’nın başlarında Fransa’nın Almanlar tarafından işgal edilmesiyle New York’a gitti. Savaşla ilgili olarak kaleme aldığı İnsanların Dünyası ve Savaş Pilotu eserlerini bu dönemde yayınladı.

1943 yılında, tüm zamanların en beğenilen çocuk kitaplarından biri haline gelen Küçük Prens’i yayınladı. Ve önceki kitaplarında savunduğu tezleri, çocuk duyarlılığı ve naifliği içinde okurlarıyla paylaştı. Bu kitabında, baş role kendisini ve bir Moskova yolculuğu sırasında trende görüp çok etkilendiği küçük bir Polonyalı çocuktan esinlenerek yarattığı Küçük Prens karakterini koydu. Ertesi yıl, ABD ordusuna yazıldı ve Kuzey Afrika’ya göreve gitti. Bir keşif uçuşu için Korsika’dan kalkan uçağı vurularak Marsilya açıklarında denize düştü. Uçağının enkazı, ancak 2000 yılında balıkçılar tarafından bulundu.

Küçük Prens ve İş Adamı

Küçük Prens’te beyaz yakalıların alabileceği sayısız ders var. Kitabın özellikle on üçüncü bölümü, yani iş adamının gezegeninde yaşananlar, beyaz yakalılarla doğrudan ilişkili. Küçük Prens iş adamının gezegenine geldiğinde, onu son derece “meşgul” görür. İş adamı Küçük Prens’e, “Yirmi iki artı altı yirmi sekiz eder. Yirmi altı artı beş otuz bir eder. O halde hepsi birden beş yüz bir milyon altı yüz yirmi iki bin yedi yüz otuz bir eder,” diyerek yıldızları saymakla meşgul olduğunu söyler. Sözlerini, “Yapacak çok fazla işim var. Önemli konularla uğraşıyorum. Boş işlere ayıracak vaktim yok. İki artı beş yedi eder.” şeklinde sürdürür.

Küçük Prens, “Peki bu yıldızlarla ne yapıyorsun?” diye sorunca, iş adamı “Hiçbir şey. Onlar benim,” der. “Peki, yıldızlara sahip olmanız ne işinize yarıyor?” sorusuna ise “Beni zengin yapıyor,” cevabını verir. İş adamı, keşfedebileceği tüm yıldızlara sahip olmak istemektedir. Küçük Prens’in “Peki onlarla ne yapıyorsunuz?” sorusuna, “Onları yönetiyorum, onları sayıyorum ve tekrar sayıyorum,” cevabını verir. Küçük Prens tatmin olmaz; “İpek bir atkım varsa, onu boynuma dolar ve yanımda götürürüm. Bir çiçeğim varsa, onu koparır ve yanımda götürürüm. Fakat siz, yıldızları gökyüzünden koparamazsınız.” İş adamı, “Onları bankaya koyabilirim,” karşılığını verir ve ekler; “Yıldızların sayısını küçük bir kağıt üzerine yazarım. Ve sonra bu kağıdı çekmeceye koyar ve kilitlerim.”

Küçük Prens’in önem verdiği işler, yetişkinlerin önem verdiği işlerden çok farklıdır. “Bir çiçeğim var,” der Küçük Prens; “onu her gün sularım. Üç yanardağım var, onları her hafta temizlerim. Bunlardan biri sönmüş olsa da belki bir gün patlarsa diye onu da temizlerim. Yaptığım bu şeyler, yanardağlarım ve çiçeğim için yararlıdır, ki onlar benimdir. Fakat siz yıldızlar için yararsız işler yapıyorsunuz.” İş adamı ağzını açar, fakat cevap verecek bir şey bulamaz.

Küçük Prens ve Beyaz Yakalılar

İş adamı özelinde Küçük Prens, iş hayatında amaçsız sahip olma tutkusu ve para kazanma hırsının büyük bir eleştirisini yapıyor. Bu tutku ve hırs, beyaz yakalıların iş hayatlarında karşılaştıkları pek çok sorunun esas nedenini teşkil etmekte. Bu tutku ve hırsa yenik düşen beyaz yakalıların hem sağlıkları, hem de sosyal hayatları tam bir cehenneme dönüşüyor. Küçük Prens ayrıca, kralın gezegeninde otorite tutkusunu, sarhoşun gezegeninde umutsuzluğu ve yaşam enerjisinin kaybını sorguluyor. Sanatçının gezegeninde kendini beğenmişliği ve toplumla bağın yitirilmesini, fenercinin gezegeninde anlamsız bir şekilde yerine getirilen görev bilincini eleştiriyor. Coğrafyacının gezegeninde ise bilimin amacını unutan bir bilim anlayışını tartışıyor.

Bu pencereden baktığımızda Küçük Prens, beyaz yakalıların mutlaka okuması gereken kitaplardan biri. Küçük Prens’in yaptığı bu sorgulamalar, beyaz yakalıların hemen her gün yaşadıkları çelişkileri aşmalarına katkı sağlayabilir. Her okunduğunda kendimizi ve dünyayı tekrar tekrar sorgulamamızı sağlayan böylesine muhteşem bir eserden alınabilecek sayısız ders var. Bunlar içinde bizce en güzellerini şu şekilde sıralayabiliriz:

“Kelebeklerle tanışmak istiyorsam, bir iki tırtıla katlanmayı öğrenmek zorundayım.”

“İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. En temel şeyleri gözler göremez.”

“Büyükler sayılardan hoşlanır. Onlara yeni bir dostunuzdan söz açtığınızda, size hiçbir zaman önemli şeyler sormazlar.”

“İnsanlar her şeyi dükkandan hazır alır. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için, insanların arkadaşları yok artık.”

“Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasının nedeni ona ayırdığın zamandır.”

“Kendini yargılamak, başkalarını yargılamaktan daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen, gerçek bir bilgesin demektir.”

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir