Pergamon Antik Kenti Gezi Rehberi

İzmir’in Bergama ilçesi merkezinde yer alan Pergamon Antik kenti, Helenistik dönemin en önemli kültür merkezlerinden biriydi. Antik Bergama halkının icadı olan parşömen kağıdından yapılmış 200 bin rulo yazma esere ev sahipliği yapan Pergamon Kütüphanesi, İskenderiye Kütüphanesi’nden sonra dönemin en büyük ikinci kütüphanesiydi. Pergamon’un tapınakları, sokakları, su yolları, çeşme ve sarnıçları, ticaret merkezleri, tiyatro ve sosyal alanlarında Helenistik dönemin izlerini görmek mümkün. Bu yönüyle Pergamon Antik kenti, kültür gezilerinden hoşlanan ziyaretçilerine Helenistik döneme yolculuk yapma fırsatı sunuyor. Ofix Blog‘da bu ayki gezi rehberi köşemizde, Pergamon Antik kentini kısaca tanıtacağız.

Pergamon’un Kısa Tarihçesi

Pergamon Antik kentindeki ilk yerleşimler, M.Ö. 7. yüzyıla kadar uzanmakta. Kentin tarihsel açıdan önemli hale gelmesi, M.Ö. 281 yılında Pargamon Krallığı’nın başkenti olmasıyla başlamış. Pergamon isminin kaynağı hakkında farklı rivayetler mevcut. Bu rivayetlere göre kentin ismi, cesaretiyle askerlerinin büyük beğenisini kazanan Komutan Pergamos‘tan gelmekte. Ancak bu ismin nasıl verildiği net değil. Bir rivayete göre, bölgede daha önce kurulan Teuthrania kent devletinin kralı Grynos‘u yenerek kenti ele geçiren Pergamos, kente kendi ismini vermiş. Bir başka rivayete göre ise bir savaş sırasında Kral Grynos, Pergamos‘tan yardım istemiş ve onun desteğiyle savaşı kazandığı için onu onurlandırmak amacıyla kente Pergamon ismini vermiş.

Tarih içinde bölgenin tümünü ifade etmek amacıyla kullanılan Bergama isminin, Pergamon isminden geldiği düşünülmekte. Bununla birlikte, kaynaklarda anlamı hakkında “korunaklı kale” yorumu yapılan Bergama, Pergamon’dan çok daha geniş bir alanı kapsamakta. Günümüzde Kale Tepesi olarak bilinen bölge üzerinde kurulan Pergamon Antik kenti, zaman içinde yamaçlardan ovaya doğru genişlemiş ve Bergama olarak ifade edilen bölgede yerleşimler artmış.

Pergamon Antik kenti, en parlak dönemini Helenistik dönemde yaşadı. Bunun en önemli nedeni, 200 bin rulo yazma esere ev sahipliği yapan Pergamon Kütüphanesi’ydi. Helenistik dönemin en önemli kültür merkezi olarak kabul edilen İskenderiye Kütüphanesi’nden sonra ikinci büyük kütüphaneye ev sahipliği yapan Pergamon, farklı kavimlerden birçok insanın ziyaret ettiği büyük bir kültür ve ticaret merkeziydi. Ne var ki, Roma döneminden itibaren bu önemini yitirmeye başladı. Kentin Roma egemenliğine geçmesinden sonra Pergamon Kütüphanesi, Mısır Kraliçesi Kleopatra‘ya hediye edildi. Zaman içinde yerleşimler Bergama ve çevresine yayıldı ve Pergamon’un önemi azaldı.

Pergamon’un yıldızının yeniden parlamaya başlaması, 1870’lerde İzmir ve çevresinde demiryolu inşasında çalışan Alman mühendis Carl Humann‘la gerçekleşti. Pergamon Antik kentinin kalıntılarını bulan Humann, bölgede Alman arkeologlarının kazı çalışmaları başlatmasını sağladı. Pergamon’da ilk kazılar 1878 yılında başladı. Günümüze kadar devam eden kazı ve onarım çalışmaları sırasında çok sayıda Antik esere ulaşıldı. 2011 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne dahil edilen Pergamon, 2014 yılında Dünya Mirası olarak tescil edildi.

Pergamon Kütüphanesi

Pergamon Antik kentinin en önemli noktaları arasında Pergamon Kütüphanesi’nin çok özel bir yeri var. Parşömen kağıdından yapılmış 200 bin rulo yazma esere ev sahipliği yapan Pergamon Kütüphanesi, Helenistik dönemin en önemli kültür merkezlerinden biriydi. Grekçenin yanı sıra birçok farklı dilde yazılmış bu eserler Antik dünyanın bilgeliğini yaşatıyor, dönemin düşünür, bilim adamı ve araştırmacılarına ışık tutuyordu. Kentin M.Ö. 41 yılında Romalı komutan ve devlet adamı Marcus Antonius tarafından ele geçirilmesinden sonra kütüphanenin Kleopatra‘ya hediye edilmesi, Pergamon halkı ve meraklılarının bu kültür hazinesinden mahrum kalmasına yol açtı. Kullanımı yüzlerce yıl devam eden parşömen sözcüğü, “Pergamon derisi” anlamına geliyor ve Pergamon Kütüphanesi’nde kullanılan kağıt türünü ifade ediyordu.

Tiyatro

Yaklaşık 70 derecelik açısıyla dünyanın en dik Antik tiyatrolarından biri olan Pergamon Tiyatrosu, 10 bin kişilik kapasitesiyle Pergamon halkının kültür ve sanata olan ilgisi hakkında önemli bir ipucu vermekte. Tiyatronun uçuruma bakan ön tarafı setlerle sağlamlaştırılmış. 80 sıralı seyir bölümünün en üst sırası ile orkestra arasında 36 metrelik kot farkı var. Ahşap sahne sökülüp takılabilecek biçimde tasarlanmış. Tiyatronun bugünkü şeklini Kral II. Eumenes (M.Ö. 197-159) döneminde aldığı düşünülüyor.

Dionysos Tapınağı

Tiyatro terasının kuzeyinde yer alan Dionysos Tapınağı, Pergamos Antik kentinin bir diğer önemli noktası. 25 basamakla çıkılan bir podyum üzerinde bulunan tapınak, İon tarzında mermerden inşa edilmiş. Tapınağın yalnızca ön yüzünde sütunlar var. Dionysos Tapınağı, tiyatro terasının altında kalan ve Aşağı Kent olarak bilinen halkın yaşam alanları ile Yukarı Kent olarak bilinen kral ve yönetici sınıfın yaşam alanlarının ortasında yer almakta. Bu yönüyle tapınağın hem halkın, hem de yönetici sınıfın tapınma ihtiyaçlarını karşıladığı düşünülmekte. Tapınağın çevresinde komutanların ikamet ettiği evlerin kalıntıları bulunmakta.

Zeus Sunağı

Pergamon’daki en önemli eserlerden biri olan Zeus Sunağı bugün maalesef, ait olduğu sınırların binlerce kilometre uzağında, Berlin Müzesi’nde sergilenmekte. Helenistik dönem anıt mimarisinin en güzel eserlerinden biri olan Zeus Sunağı, Pergamon halkının Galatlara karşı elde ettikleri zaferin anısına yapılmış. Üzerindeki frizde, Olimpos tanrılarının savaşlarıyla ilgili betimlemeler mevcut.

Akropol

Pergamon’un en yüksek noktasında bulunan Akropol, ziyaretçileri tüm görkemiyle karşılamakta. Antik kent devletlerinde en yüksek nokta üzerine kurulan akropoller, içinde saraylar, tapınaklar ve diğer önemli mekanların yer aldığı etrafı surlarla çevrili iç kalelerdi. Pergamon’da 330 metre yükseklikte bulunan Akropol’e çıkmak için günümüzde teleferik kullanılmakta. Roma döneminden kalma birçok esere ev sahipliği yapan Akropol çevresinde Bergama krallarının sarayları, tapınaklar ve diğer önemli mekanlar bulunmakta. Tapınaklara oranla çok daha sade bir plana sahip sarayların etrafında iyi planlanmış su yolları mevcut.

Akropol’deki tapınaklar içinde en önemlilerinin Athena, Traian ve Demeter Tapınakları olduğunu söyleyebiliriz. Athena Tapınağı’nın günümüze yalnızca temelleri ulaşabildi. Pergamon’un bilinen en eski tapınağı olan bu tapınak, kentin koruyucu tanrıçası Athena’ya adandığı için bu isimle anılmakta. Traian Tapınağı, üç tarafının galerilerle çevrili olması nedeniyle daha farklı bir plana sahip. Demeter Tapınağı ise Kale Tepesi’nin yamacında yer alıyor.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Görsel Kaynaklar:

https://www.visitizmir.org
http://www.arkeogezgin.com
https://www.egeligezginege.com

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir