Türkan Saylan: Sağlık dünyasından bir başarı hikayesi…

Türk tıp doktoru, akademisyen, yazar ve sivil toplum önderi Türkan Saylan, farklı pek çok meziyetiyle geniş kitlelerin takdirini kazanan önemli bir isimdir. Yakın dönemde adı daha çok kumpas davalarıyla kamuoyunun gündemine gelse de Türkan Saylan aslında Türk sağlık dünyasının yetiştirdiği en değerli isimlerden biridir. Nitekim kendisi, 1970’li yıllarda giriştiği cüzzamla mücadele serüveninde binlerce hastanın hayata tutunmasını sağladı. Türkan Saylan cüzzam ile mücadele ederken aynı zamanda da sağlık çalışanlarına örnek oldu. Hayatı boyunca sürdürdüğü sivil toplum faaliyetleriyle binlerce kişinin hayatına dokundu. Özellikle Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği bünyesinde sürdürdüğü çalışmalarla sayısız öğrenciye burs sağladı. 18 Mayıs 2009 tarihinde hayatını kaybeden Türkan Saylan, her yıl olduğu gibi bu yıl da 18 Mayıs’ta saygıyla ve özlemle anılacak. Bir Ofix Blog klasiği olan başarı hikayeleri köşemizde bu hafta, vefatının 13. yıl dönümü vesilesiyle Türkan Saylan‘ın hayatından kesitler sunarak başarı hikayesini okurlarımızla paylaşacağız. 

Türkan Saylan kimdir?

13 Aralık 1935 tarihinde dünyaya gelen Türkan Saylan, Cumhuriyet döneminin ilk müteahhitlerinden Fasih Galip Bey ile İsviçre kökenli Leyla Hanım‘ın ilk çocuğuydu. Maddi imkanları iyi olan bu ailede küçük Türkan, erken yaşlardan itibaren hekimliğe ilgi duydu. İlkokulu 1946 yılında Kandilli İlkokulu‘nda tamamladı. Çocukluğunun yanı sıra ilk gençlik yılları da Kandilli’de geçti. 1953 yılında Kandilli Kız Lisesi‘nden mezun oldu. Fakat eğitimini burada bitirmek istemiyordu. Çocukluk hayali olan hekimliğe duyduğu sevgi öğrencilik yıllarında artmıştı. Özellikle köy hekimi olmak en büyük arzusuydu. Daha sonra yapacağı birçok röportajda bu isteğinin nedenini, hayatı daha iyi tanımak ve yardıma muhtaç insanlara elini uzatmak şeklinde açıklayacaktı. Başarılı bir öğrenci olan Türkan‘ın bu hayalini gerçekleştirmesi zor olmadı. Üstelik 1957 yılında evlendi. Bu evlilikten Çınar ve Çağlayan isimli iki çocuğu oldu. İstanbul Tıp Fakültesi‘ni 1963 yılında bitirdi. 1964-1968 yılları arasında SSK Nişantaşı Hastanesi‘nde deri ve zührevi hastalıklar alanında ihtisas yaptı. 

1960’lı yıllarda ülkemizde sağlık hizmetlerine erişim konusunda imkanlar sınırlıydı. En basit enfeksiyon hastalıkları bile kısa sürede hızla yayılabiliyordu. Hastalıklarla mücadele etmek için yeterli sağlık çalışanı yoktu. Üniversite yıllarında Türkan Saylan da birçok hastalık geçirdi. Bu nedenle İstanbul dışına çıkma imkanı bulamadı. Sağlık alanında en fazla ihtiyaç duyulan ihtisas alanlarından biri ise deri ve zührevi hastalıklardı. Başta toplumsal önyargılar ve birtakım ahlaki nedenler olmak üzere birçok nedenden dolayı hekimler bu alanda ihtisas yapmayı tercih etmiyordu. Deri ve zührevi hastalıklar genellikle evlilik dışı birlikteliklerle ilişkilendiriliyordu. Hastanelerin bu birimlerine başvuran hastalar arasında hayat kadınları çoğunluktaydı. Ayrıca zührevi hastalıkların yanı sıra cüzzam da o yılların en sıkıntılı konularından biriydi. Hatta Türkan Saylan da cüzzamla öğrencilik yıllarında tanışmıştı. Bu alanda uzman hekim ihtiyacını bizzat gören Türkan Saylan, ihtisasını deri ve zührevi hastalıklar üzerine yapmaya karar verdi. Böylelikle Türk sağlık sektörü, cüzzamla mücadelede en önemli değerlerinden birine sahip oldu. 

Türkan Saylan ve Cüzzamla Mücadele

1968 yılında Türkan Saylan, İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı‘nda başasistanlığa başladı. 1971 yılında İngiliz Kültür Heyeti‘nden kazandığı bursla İngiltere’de eğitim aldı. Bir yıl sonra doçent oldu. 1974 yılında Fransa’da, 1976 yılında İngiltere’de kısa süreli çalışmalar yaptı. Yurda döndüğünde cüzzamla daha etkin şekilde mücadeleye başladı. Fakat o yıllarda Türkan Saylan cüzzam hastalığı ile mücadelede sınırlı imkanlara sahipti. Hastaları arasında hayat kadınları daha fazlaydı. Gerçekte ise hasta sayısı daha yüksekti. Ancak hastaların büyük bölümü sağlık kurumuna başvurmaya utanıyordu. Bir diğer bölümü ise zaten uzman hekim bulamıyordu. Hastaların sorunlarını dinledikçe Türkan Saylan, ülkemizdeki ekonomik ve sosyal sorunlar hakkında bilgi sahibi oluyordu. Aynı zamanda da çözüm yolları üzerinde düşünüyordu. Nitekim Saylan‘a göre bu hastalıkları önlemek için sadece medikal yöntemler yeterli değildi. Aynı zamanda da toplumun bilinçlenmesi gerekiyordu. Üstelik insanların yaşam koşulları da iyileştirilmeliydi. Aksi durumda ne yazık ki bu hastalıklar daha geniş kitlelere yayılabilirdi. 

1970’li yıllarda Türkan Saylan, başta sağlık olmak üzere birçok alanda sivil toplum çalışmalarının içinde yer almaya başladı. Bu çalışmalar kapsamında Anadolu’nun en ücra köylerini gezdi. Kadın sağlığı hizmetlerinden yararlanma imkanı olmayan hastalara hizmet götürdü. Yaptığı geziler sırasında Türkan Saylan, eğitim sorununun diğer tüm sorunlardan daha önemli olduğunu anladı. Nitekim eğitim seviyesi düştükçe halkın sağlık sorunları artıyordu. Bu durum karşısında aslında akademisyenlik yapmaktansa pratisyen hekimliği daha önemli görüyordu. Üstelik kendisi hiçbir zaman kürsüde ders anlatan bir akademisyen olmak istememişti. Pratisyen hekimlik yaparak insanları sağlığına kavuşturmak aslında çocukluk hayaliydi. Bu nedenle sağlığına kavuşturduğu her insandan gurur duyuyordu. Ancak ülkemizde bu alanda yetişmiş uzman olmadığı için öğretim üyeliği yapmayı kendisi için görev bildi. Bu nedenle İstanbul Tıp Fakültesi bünyesinde 38 yıl boyunca öğrenci yetiştirmeyi sürdürdü. Kurucusu olduğu Cüzzamla Savaş Derneği, bu hastalıkla mücadelede çok önemli sivil toplum projelerini hayata geçirdi. 

Türkan Saylan’ın Başarıları

1970’lerden bugüne ülkemizde cüzzam ve Türkan Saylan ismi birlikte anılır. Deri ve zührevi hastalıklar alanında yeni tedavi yöntemlerini ülkemizde ilk uygulayan isimlerden biri olan Türkan Saylan hayatı boyunca cüzzamla mücadeleyi sürdürdü. Bu nedenle “Türkan Saylan kimdir?” sorusuna cevap veren herkes özellikle cüzzamla mücadelesinden bahsetmek durumundadır. Akademik alanda da kendisini sürekli geliştiren Türkan Saylan, 1977 yılında profesör oldu. 1981 yılında İstanbul Üniversitesi bünyesinde Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi‘nin müdürlüğünü üstlendi. Böylelikle bu kurumla birlikte cüzzamla mücadelede kurumsal çözümleri devreye soktu. 1982-1987 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı‘nın başkanlığını yaptı. Çalışmalarını aynı zamanda da uluslararası platformlara taşıdı. Türkan Saylan‘ın cüzzam tedavisinde geliştirdiği yöntemler, farklı coğrafyalarda da cüzzam hastalarına umut ışığı oldu. 1986 yılında Hindistan tarafından verilen Uluslararası Gandhi Ödülü bu bağlamda önemli bir başarısıydı. Bu ödül sadece Türkan Saylan için değil, aynı zamanda ülkemiz için de gurur kaynağı oldu. 

1989 yılında Türkan Saylan, sivil toplum çalışmalarına bir yenisini ekledi. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği‘nin kurucuları arasında yer aldı. Bu derneğin amacı, Atatürk ilke ve devrimlerini korumak, çağdaş eğitim yoluyla çağdaş topluma ulaşmaktı. Bu amaçla faaliyete başlayan ÇYDD‘nde Türkan Saylan, uzun yıllar genel başkanlık yaptı. Gençlerin özellikle çağdaş bilimin ışığında yetişmeleri için eğitim faaliyetlerinde yer aldı. 1990 yılında Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi‘nin kuruluşunda yer aldı. 6 yıl boyunca müdür yardımcılığı yaptı. Aynı zamanda da kadın sağlığı derslerinin koordinatörlüğünü yaptı. Bunlara ek olarak Dermatoloji Kliniği‘nde öğretim üyesi olarak çalıştı. Ayrıca Öğretim Üyeleri Derneği‘ni kurdu. Yılın Kadını Ödülü‘nü kazanmasını sağlayan bu çalışmaları, Türkan Saylan ismini kadın sağlığı alanında en önemli isimlerden biri haline getirdi. 1995 yılında sivil toplum çalışmalarına yenilerini ekledi. Nitekim Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı‘nı kurdu. Ayrıca Türkiye Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı‘nın kurucusu ve başkanı oldu. 

Türkan Saylan’ın Son Yılları

2000 yılında Türkan Saylan, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu üyeliğine seçildi. 2001 yılında 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından YÖK üyeliğine atandı. Bir yıl sonra yaş haddinden dolayı emekli olduğu için üyeliği bıraktı. Fakat sivil toplum çalışmalarını sürdürdü. 2003-2004 yılları arasında Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu üyeliği yaptı. Buna ek olarak İstanbul İl İnsan Hakları Kurulu üyeliği yaptı. 2003 yılında Bakanlar Kurulu kontenjanından tekrar YÖK üyeliğine başladı. Diğer taraftan 2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütü‘nde cüzzam konusunda danışmanlık yaptı. Dahası tüm bu süreçlerde en büyük mücadeleyi meme kanserine karşı verdi. Nitekim son 17 yıldır peşini bırakmayan meme kanseri, 2009 yılında artık son evresine gelmişti. Bu dönemde devam eden Ergenekon davası nedeniyle daha da sıkıntılı süreçler yaşadı. 13 Nisan’da oturduğu ev ve ÇYDD‘nde yapılan aramalar onu fazlasıyla üzdü. 18 Mayıs 2009 tarihinde saat 04:45’te hayata gözlerini yumdu. 

Tüm okurlarımızın her gününün bir başarı hikayesi ile geçmesini diliyoruz… 

İlgili yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir